Mecnun’un leylasını biliriz şimdi de Neşet’in Leylasından bahsedelim. Leyla’ya aşık olan Neşet Ertaş evlenmek ister. babası karşı çıkar ve bu sevdaya yazar bu türküyü Neşet Ertaş. Aşkın ve sevginin kelimelerle ince ince işlemiş nakış yapar gibi ve sazının tellerine dokunarak eşsiz bir eser haline getirmiştir. Neşet Ertaş’ın aşık olduğunu bilmeyen yoktur ve Neşet’in Leyla’sını da bilmeyen yoktur. Ah Leyla sen olmasaydın bu eserlere hasret olacaktık. Bu sevdanın anlatışı belki de nice sevdalar doğurdu.
"Gönül dağı yağmur yağmur boran
olunca
Akar can özümden sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar"
Gönül dağına gelecek olursak
Başlıkta dağ kelimesi yer kabuğundaki çıkıntı değil de dağlanmak fiilinden isimleşmiş bir hal almıştır. Neşet Ertaş yine muazzam şekilde anlatmış sevdasını, “Bir “dağ” var, bir de “dağ” var. Demiri kızdırırlar da derinin üstüne basarlar ya, işte o da “dağ”dır. Gönül de öyle dağlanıyor” diyerek türkünün adının gerçek manasını aktarmıştır. Bu türkü ile aşkını yazmıştır. Yürek dağlanınca gözden aşkın gizemine yakışır şekilde yaş dökermiş gizli gizli; kalbe düşünce bir kere o sevda dil susarmış gizli gizli anlatırken bile anlatış şekline sevdalanmamak elde değil. Sevda kalbe düşünce yürek sanar ki en ağır yükün onun sırtındadır. Dil suskun hali alır bilir ki yetmez hiçbir sözcük bu sevdayı anlatmaya. Bizim Neşet üstadımız Leyla’yı bulur Leyla’sına seslenir. Gönülden gönüle bir yol vardır der ve görülmez der.
Bağın bu denli güzel anlatıldığı az yerler vardır. Leylasına seher vakti, bülbül öterken; cümle alem uykusunda yatarken kimseye görünmeden sevdalandığı Leyla’sına gel der. Sevdasını böyle ince ince anlatan Neşat Ertaş can özüm diyerek sevdasını, o büyülü ruhunu anlatmış ve bu eser ortaya çıkmıştır.
Neşet Ertaş 1938-2012