"Biliyor musun, seni ağlatmak istemiyordum..."
Hafif hafif saçlarımı okşadı.
"Bu değil, çocuğum, sorun bu değil. Basit bir oyunla hayat değiştirilemez. Ama şimdi başka bir şey önereceğim sana. Seni ailenden, ananla babandan büsbütün çekip alamam. Bunu yapmayı çok istediğim halde. Hakkım yok çünkü. Ama şimdiye kadar seni bir oğul gibi seven ben, bundan böyle, gerçekten oğlummuşsun gibi davranacağım sana."
Bir gün Dindinha bana, sevincin 'yürekte ışıldayan bir güneş' olduğunu söylemiş, güneşin her şeyi mutlulukla aydınlattığını belirtmişti. Bu doğruysa, benim iç güneşim de şimdi her şeyi güzelleştiriyordu...
Bundan böyle, büyüklerin deyimiyle aşk filmleri görmeye gidecektim yalnızca. Öpüşmeli ve herkesin birbirini sevdiği filmlere. Dayak yemekten başka işe yaramayan ben, hiç değilse başkalarının seviştiğini seyredecektim.
Bir süre boyunca duyduğum özlem çok büyük oldu. Portuga, yokluğuma şaşıyordu herhalde. Nerede oturduğumu bilse, gelip bulabilirdi kuşkusuz. Onun sesini duymamak büyük eksiklikti benim için. 'Hadi, Sivrisinek' dediğinde büyük bir sevgiyle dolan sesini özlüyordum.
...
Ama yakında, çok yakında iyileşecektim. Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar. Bana sık sık yeniledikleri; 'evlendiğinde geçecek' cümlesinde olduğu gibi. Hatta çok daha çabuk.