"Beni dışarı çağırdıklarında, omzumdaydı başı. Korkuyordu. Gelecekten korkuyordu, ama ben rahattım. Aklımdan kötü bir şey geçmiyordu. Beni Kuzey Kalesine getirdiklerinde, omzumda bu saç tellerini buldular. 'Bari bunları bırakın!' dedim, 'Bu saçlar buradan kaçmama yardım etmez, ama onlara baktıkça ruhum güvende olacak.'(...)"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sesinin tonu duyanda korku uyandırıyordu, ama bedenin zayıf olması değildi buna sebep. Hapiste kalmanın, yoksul olmanın ifadesiydi. Ve hep susan bir sesin çıkmaya alışkın olmamasıydı bu. Konuşacak kimsesi olmayan bu adamın sesi gitgide kısılmıştı elbet. Canlılığını yitirmiş bu ses duyanı maziye, çok uzaklara götürüyordu. Yerin altından geliyormuşçasına boğuktu. Terk edilmişliğin, çaresizliğin, bir başınalığın sesiydi bu.
Mahalledekiler birbirlerine benziyordu. Gençlerin yüzü yaşlılarınkiyle aynıydı. Çocuklar acının ses verdiği birer cüce gibiydiler. Hem küçük hem büyük, herkeste aynı şey vardı "Açlık".
"Peki sen yaşamak istiyor musun? Onu görmeyi istiyor musun? Seni ona götüreyim mi?"
(...) Solgun yüzlerden biri iç çekti ve "Biraz bekle!" dedi, "Lütfen biraz bekle! Onu şimdi görürsem, ölürüm."