İnsanın bir kitaba ya da herhangi bir şeye puan verirken on üzerinden on vermesi bana hep çok zor ve saçma gelmiştir. Sonuçta mükemmel bir puanın mükemmel bir esere verilmesi gerekir ve pek çoğu zaman mükemmel bir puan verdiğimizde duygularımızın esiri olmuşuzdur. Bir şeye mükemmel demek elbette yadsınamaz bir saçmalıktır çünkü yaratılan her şey daha da iyi olabilir. Ben de muhtemelen bir esere karşın duygusallık sonucu bu hataya pek çok kez düşmüş, hatta halen daha düşmekteyim. Fakat Locke Lamorra'nın Yalanları kesinlikle hataya yer bırakmayacak bir şekilde istisna. Çünkü mükemmelin tanımı ne kadar ulaşılamaz olsa da bu sınırı aşmaya oldukça yakın.
Scott Lynch sen nasıl umarsız bir dahisin. Bir fantastik kuru düşünün ki o kadar farklı, o kadar sıra dışı ki diğer herhangi bir esere kolay kolay benzemesin. Bir yazar düşünün ki; kurgusu, mekan kalitesi ve karakter yaratması muhteşem olsun. Hayatımda okuduğum en ilgi çekici mekanlara bu kitapta karşılaştım. Lynch sadece çeşit çeşit mekanları betimlediği ve yaratıcılığını coşturduğu bir eser yazsın herhangi bir kurguya gerek kalmaksızın ben o kitaba aşık olurum. Mekanların her biri Lynch'in o karanlık ve puslu evreninde o kadar önemli konumlara sahip ki kitapta sadece adı geçen ve kurgudan bağımsız var olan yerler bile bize o dünyayı anlatmakta önemli birer rol oynuyorlar. Bu mekan tasarımları kitaba aşık olmamda en büyük etkenlerden.
Kitabımız centilmen piçleri baş rolde Locke Lamorra bulunmak üzere Camorr kentinde nasıl bir araya geldiklerini ve günümüzde neler yaptıklarını iki ayrı zaman diliminde geçerek anlatıyor. Geçmişte geçen kısımlar Locke'ın nasıl bir centilmen piç olduğunu anlatırken, günümüzde geçen kısımlarda ise Locke'ı önderliğinde başlarından geçenleri okumaktayız. Locke ve çetesi usta birer hırsız olarak