Depremin toz bulutu henüz dağılmadan, o ilk bir haftanın "kutsal" dayanışması yerini yavaş yavaş sessizliğe bıraktı. İlk günler enkaz başında nöbet tutan diller, bir hafta sonra lüks restoranlardaki kahkahalara, tatil planlarına ve "hayat devam ediyor" bencilliğine transfer oldu.
Oysa hayat, evladının elini bırakamayan babalar için devam etmiyordu. Hayat, şehriyle beraber anılarını gömenler için durmuştu. Bizim "normale" dönme hızımız, aslında ne kadar sahte bir duyarlılık içinde yüzdüğümüzün en acı kanıtıydı..
6 Şubat'ı unutma unutturma...