İnsan Neden Yazar
Neden yazıyorum sorusunu kendime çok sordum. Hâliyle bazı sebeplere de ulaştım. Bu sebeplerin benim için geçerli olduklarını görüyorum da başkaları için geçerli mi değil mi bilemiyorum.
Öncelikle aç ayının oynamadığı gibi, aç bir zihinle de yazamazsınız. Aç bir zihnin yazma ihtiyacı ve lüksü neredeyse hiç yoktur.
Size zihinsel doygunluğu sağlayacak, yazmanız için gerekli materyali verecek işlerin başında elbette okumak gelir.
Yazmak; okumanın bir sonucu, okumak da zihinsel açlığı gidermenin en önemli ayağı ve başlangıcıdır.
Dolayısıyla insan okuma alışkanlığı edinince arkasından yazma ihtiyacının belirmesi de doğaldır.
İkinci neden ise; insan kendi duygu ve düşüncelerini başka insanlarla paylaşmak ister. Bu gayet doğal bir eğilimdir. Başkalarının gönlüne ve zihnine girmek, aynı zamanda başka hayatlar üzerinde etki bırakmak demektir. Başkalarını özellikle olumlu yönde etkileyip, hayatlarında bir değişiklik meydana getirebilmek en soylu uğraşlardan biridir.
Yazmanın üçüncü nedeni olarak, insanın ölümlü olduğunu biliyor olması ve dünyadan ayrıldıktan sonra yazdıklarıyla yaşıyor olmayı istemesini söyleyebiliriz.
Dördüncü neden olarak, kendi varlığını başkalarına duyurma ihtiyacı diyebiliriz. Var olduğunun fark edilmesi, dikkate alınmak, insan için müthiş bir gereksinimdir. Bu konu hakkında kimileri şöyle söylemiştir: “Bir insana yapılacak en büyük eziyet o insanı görmezden gelmek, var olduğunu dikkate almamaktır.” Ben bu tespitin doğru olduğuna inanıyorum. Yazmak kendi varlığını başkalarına duyurma adına önemli bir araçtır.
Beşinci neden ise insanın öğrendiklerini, anladıklarını ve keşfettiklerini önce kendine sonra başkalarına ispat etmeyi istemesidir.
Öğrendiğiniz şeyleri gösterebileceğiniz en büyük belgelerden biri de yazdıklarınız olacaktır.
Yazmak
"Burada söylediklerimiz yanlış anlaşılmasın, biz bir insan kendi menfaat ve çıkarını düşünmemeli, kendi ihtiyaçlarını boşlamalı demek istemiyoruz. Demek istediğimiz, egodan sonrasına bir sıçrama yapabilmeyi başarabilmektir. Yine kendi menfaat ve çıkarını düşünerek yaşamak, ama asla başkalarını kullanmamak, manipüle etmemek, bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibi inançlardan kurtulup, hayatı sadece kendi çıkarı için değil elinden geldiğince kendi imkanları çerçevesinde başkalarına da faydası dokunarak yaşamaktır. Elbet kişinin bu katkı ve faydası evvela kendi en yakınlarına olmalıdır. İşte ruh kişide, hayatta bir anlam ve hikmet arayan yeti olarak vardır. Ve insan ruhunun tatmini de anlayış, empati, sevgi, yardımseverlik, bağışlayıcılık, olduğu gibi görünme gibi erdemlerde gizlidir. Tam anlamıyla insan olabilmenin yolu, ruhun da ihtiyaçlarının karşılanmasıyla mümkündür."
Bu ve benzeri yaşadığım olaylar karşısında anladığım şeylerden biri de şudur: “Önemli olan uzun yaşamaktan ziyade, bize birtakım dersler veren, hayatın bazı inceliklerini öğreten, kendimize, başka insanlara ve tüm varlıklara bakış açılarımızı değiştiren veya yeni bakış açıları kazandıran yaşantılar deneyimleyebilmektir.” Sonuçta harcanmış bir milyon lira da bir lira da harcanmış, elden çıkmıştır. Lakin bir milyon lira lüzumlu yerlere harcanmış ise o zaman bir lira ile elbet kıyaslanamaz.
Bir bireyin hayatını devam ettirmesi onun yeterliliğine bağlı olduğu gibi, bir toplumun ayakta kalabilmesi, yarınlara erişebilmesi de bu yönden yeterli oluşu ile mümkündür. Adil yöneticiler, işini doğru yapan çalışkan, sorumlu, dürüst, güvenilir, şeffaf insanlar, güçlü bir ordu, maddi imkanlar, yaratıcı insanlar, bir toplumun yeterliliği için olmazsa olmazdır. Herkesin birbirine yalan söylediği, birbirinin arkasından iş çevirdiği bir ortam düşünün. Böyle bir yerde insanların bir araya gelip iş yapabilmeleri, yuva kurabilmeleri, ortaklık yapabilmeleri mümkün değildir. Doğruluğun, şeffaflığın, kibarlığın, tevazuunun çok da işe yaramadığı toplumlar ve ortamlar elbet vardır. İçinde bulunduğunuz koşullar ne olursa olsun siz yine de kendi yetilerinizi kullanarak erdemli ve sorumlu olun