Gerasim'in bitişik odaya geçmesini bekledi, sonra kendini bıraktı ve çocuklar gibi ağlamaya başladı. Umarsızlığına, Tanrı'nın acımasızlığına, Tanrı'nın yokluğuna ağlıyordu.
"Neden bütün bunları yaptın? Neden beni bu hale getirdin? Neden, neden bana bu korkunç acıları çektiriyorsun?.."
Yanıt beklediği falan yoktu elbette, sorularının yanıtı olmamasına, olamayacağına ağlıyordu. Ağrısı yine şiddetlendi, ama İvan İlyiç kımıldamadı bile, kimseyi de çağırmadı. Kendi kendine sürekli, "Hadi bir kez daha vur bakalım! Ama neden?.. Ne yaptım sana ben? Neden vuruyorsun? " diye yineliyordu.
"İvan İlyiç bazen, özellikle de uzun acı dönemlerinin ardından, bunu itiraf etmek ne kadar utanç verici de olsa, kendisine hasta bir çocuğa acınır gibi acınmasını istiyordu. Tıpkı çocukları okşayıp avutur gibi onu da öpsünler, sevip okşasınlar, başucunda gözyaşı döksünler istiyordu. Göğsünü döven gümüşsü sakalıyla koskoca bir mahkeme üyesi olarak böyle bir şeyin kendisi için imkânsız olduğunu biliyor, ama yine de istiyordu işte. "