Yaşamımın yıllarını bir yol boyunca sıralanmıştır, birbirine tellerle bağlı, telefon direkleri gibi hayal ediyordum. Bir, iki, üç... on dokuz telefon direği sayabiliyordum, ama sonra teller boşlukta sallanıyor ve ne kadar çabalarsam çabalıyayım, on dokuzuncu direkten sonra bir tek direk bile göremiyordum
Belki de gerçekten evlenip çocuk doğurduktan sonra insanların beyni yıkanmış gibi oluyor ve ondan sonra totaliter bir devletin kölesi gibi duyuları körelerek yaşayıp gidiyordu
Hiç evlenmek istemeyişimin nedenlerinden biri de buydu. Hayatta en son istediğim şey sonsuz güvenceye kavuşmak ve otların atıldığı yay olmaktı. Ben değişiklik ve heyecan istiyordum. Dört temmuz bayramındaki havai fişeklerden fışkıran rengarenk kıvılcımlar gibi her yöne atılmak istiyordum.
Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz, öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.