Alper Kaan Selçukoğlu

Alper Kaan Selçukoğlu
@AlperSelcukoglu
Bilgi tutkunu. Bilim yazarı, anlatıcısı. "De-extinction" terimini "Türdiriltimi" olarak Türkçeye kazandırma sürecini başlatan kişi.
10/10
·304 syf.··
2025 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2025 19:06
Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici olay örgüsüne sahip post-distopik bir roman oldu. Yazarın üslubu ve yayınevinin çevirisinin kalitesi de kitaba güzellik katan ek unsurlar oldu. Kitap, büyük bir nükleer savaştan sonra ayakta kalmayı başaran bir toplumun yapısını gözler önüne seriyor. Savaşın yıkımından sonra oluşan bu yeni dünya düzeninde, toplumun büyük bir kısmı kendini dine adamış ve özgür düşünceye, eski teknolojilere karşı derin bir düşmanlık geliştirmiş durumda. Modern bilime ve teknolojik ilerlemeye duyulan nefret, yaşanan felaketin sorumlusu olarak bunların görülmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu karanlık tabloda, Bartorstown adında bir yerleşim bölgesi farklı bir efsane gibi dolaşıyor. Savaş öncesi teknolojilere ve bireysel özgürlüklere karşı hoşgörülü olduğu söylenen bu kasaba, halk arasında neredeyse bir mit haline gelmiş. Gerçekten var olup olmadığı bile bilinmiyor; sadece fısıltılarla, söylentilerle yaşıyor. Romanın kahramanları ise çocukluktan beri, insanın en derin ve belki de en tehlikeli duygularından biri olan merakın peşine takılmış durumda. Bartorstown’un izini sürüyor, onu bulmayı hayatlarının amacı haline getiriyorlar. Ancak sonunda ulaştıkları yer, hayal ettikleri ütopya olmaktan oldukça uzak çıkıyor. Bana kalırsa, kitabın ahlaki mesajı etkileyici ve evrensel. Elimizdeki herhangi bir gücün varlığı, onun iyi ya da kötü olduğuna karar vermez. Asıl belirleyici, o gücü nasıl kullandığımızdır. Bu kitap özelinde bu güç, atom enerjisi. Atom gücü, hem bir enerji kaynağı hem de bir yıkım aracı olabilir. Hangi yöne çevrileceği ise tamamen insan iradesine, seçimlerine ve ahlaki pusulasına bağlıdır.
Uzak YarınLeigh Brackett · İthaki Yayınları · 2021166 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·454 syf.··
2025 18. kitabı
·
271 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 23:11
Bu kitap başlarda beni oldukça şaşırttı ve zaman zaman sıkıcı geldi. Hem konuyu hem de karakterleri anlamakta zorlandım, bazen nereye varacağını bile kestiremedim. Ancak kitabın sonuna geldiğimde hissettiklerim bambaşkaydı. Mahfuz’un kurduğu dünya, özellikle alegorileri beni derinden etkiledi ve büyüledi. En çok Arif karakteri üzerinde düşündüm. Arif, bilim ve aklı temsil eden bir figür olarak ortaya çıkıyor. Roman boyunca onun toplum için bir umut ışığı haline gelişi, insanlığa bir yol gösterici olarak sunulması, bilimin kurtarıcı bir güç olup olamayacağı sorusunu akla getiriyor. Ancak Mahfuz burada önemli bir noktayı vurguluyor. Bilim, Tanrı’nın yerini almak isteyen bir güç değil. Kitabın sonunda Cebelavi, yani Tanrı, Arif’e yani bilime kin beslemeden ölür. Bu bana, Tanrı’nın aslında insanı öğrenmeye ve düşünmeye teşvik ettiğini hatırlattı. Kur’an’daki “oku” emri bunun güzel bir örneği olarak görülebilir. Buna rağmen Mahfuz’un asıl gösterdiği şey, toplumların tarih boyunca hep liderlerinin arkasına saklandığı ve kendi başlarına düşünmekten kaçındığı. Bu yüzden bilim, tek başına toplumu dönüştürecek bir güç haline gelemiyor. Arif, bir noktada halk için bir kurtarıcı gibi yükseliyor, ancak baskıya, adaletsizliğe ve yoksulluğa karşı koyamıyor. Çünkü bilim ancak insan iradesi, ahlak ve toplumsal sorumlulukla birleştiğinde bir anlam kazanabiliyor. Yoksa yalnız kalıyor, etkisizleşiyor ve trajik bir figüre dönüşüyor. Mahfuz’un bu mesajı bence zamansız ve evrensel, çünkü sadece bilim değil, hiçbir güç insan çabası olmadan dünyayı değiştiremez.
Cebelavi Sokağı'nın ÇocuklarıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20202,572 okunma
10/10
·255 syf.··
2025 14. kitabı
·
64 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2025 22:26
Her yıl nisan ayında ziyaret ettiğim Manyas Gölü'ne, 2025'te yine aynı dönemde gittiğimde, beni derinden sarsan bir manzarayla karşılaştım: Gölün su seviyesi korkutucu derecede azalmıştı. Bu durum, yıllardır süregelen bir kuş gözlemcisi olarak içimde "Manyas Gölü yok olursa ne olur?" sorusunu yankılandırdı. Bu endişeyle Manyas Gölü'nün geleceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için akademik kaynakları araştırmaya başladım. Tam da bu noktada, karşıma Yılmaz Arı hocanın Manyas üzerine kaleme aldığı bir makale çıktı ve bu makale beni çok geçmeden "Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı" adlı kıymetli eserine yönlendirdi. Kitap, beklentilerimi fazlasıyla aşan, Manyas Gölü hakkında bugüne kadar gördüğüm en kapsamlı kaynak olma özelliği taşıyor. Arı'nın çalışması, ne yazık ki kendi ülkemizin bu eşsiz doğal güzelliği hakkında ne kadar az bilgiye sahip olduğumuzu acı bir şekilde hatırlatıyor. Kitabın sayfasında gezinirken, Manyas'ın sadece bir kuş cenneti olmanın ötesinde, içinde barındırdığı ekolojik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ne denli zengin bir miras olduğunu fark ettim. Özellikle kitapta ele alınan eko-sosyokültürel konular, benim için oldukça ilgi çekici ve bilgi arttırıcı nitelikteydi. Manyas'ın sadece kuşlar için değil, bölge halkı için de taşıdığı anlamı, ekolojik dengenin bozulmasının sosyal yaşama etkilerini ve kültürel mirası nasıl tehdit ettiğini detaylı bir şekilde anlamamı sağladı.
Manyas Kuş Cenneti Milli ParkıYılmaz Arı · Çizgi Kitabevi · 20213 okunma
10/10
·248 syf.··
2024 146. kitabı
Bu eser şahsım adına çok önemli ve çoğu popüler bilim okuyucusunun keyif alabileceği bir eserdir. Evrim Ağacı’nı takip etmeyen veya bilmeyenler için türdiriltimi kelimesinin kökeni hakkında kısa bir özet geçerek başlamak istiyorum. Türdiriltimi, bilim dünyasında “de-extinction” olarak bilinen kavramın Türkçedeki karşılığıdır. Bu terimi, şu anda bu incelemeyi yazan kişi olarak Evrim Ağacı ile birlikte Türkçeye kazandırma girişimimizde amacımız, yalnızca bir çeviri yapmak değil; bu kavrama bilimsel ve kültürel bir kimlik kazandırmaktı. Zira biz bu çalışmayı yapmadan önceki durum oldukça vahimdi. Öyle ki “de-extinction” kavramından sadece birkaç haber sitesinde “nesli tükenmiş hayvanların geri döndürülmesi” olarak bahsediliyordu. Düşünün, bir kavram için beş kelime kullanılıyor ve üstelik bu ifade kavramsal olarak da hatalıydı. Bu durumun neden böyle olduğunu "Türdiriltimi Nedir? Nesli Tükenen Canlılar Yeniden Hayata Döndürülebilir mi?" başlıklı makalemden okuyabilirsiniz. Ben de bu konuya adeta aşık olmuş biri olarak, “Böyle saçma şey mi olur, bizim dilimizde nasıl böyle önemli bir kavramın karşılığı olmaz!” dedim ve bir çözüm yolu aramaya başladım. İki yılın sonunda, bir kelimeyi adeta sıfırdan yaratarak "türdiriltimi" terimini Türkçe bilim literatürüne kazandırdık. Bu terim, bilim dilinde köklü ve anlamlı bir karşılık oluşturarak konuyla ilgilenen araştırmacıların ve meraklı okuyucuların ortak bir dil kullanmasını sağlamıştır. Elbette bu yalnızca bir başlangıçtır ve bu kavram üzerine inşa edilecek daha pek çok çalışma için sağlam bir zemin oluşturduğuna inanıyorum. Kitap hakkındaki görüşlerime gelecek olursam, bu eser türdiriltimi konusunda dünya üzerinde yazılmış en kapsamlı ve aynı zamanda en keyifli anlatıma sahip kitaplardan biridir (bunu, bu alanda yazılmış tüm
Mamut Nasıl KlonlanırBeth Shapiro · Alfa Yayınları · 202412 okunma