Taş Kâğıt Makas on yıldır evli olan bir çiftin hikâyesidir. Çiftimiz her evlilik yıl dönümlerinde birbirlerine geleneksel hediyeler —kağıt, bakır, teneke— verirler. Ve her yıl kadın, kocasına ona asla okutmayacağı mektuplar yazar. Bu mektuplar evliliğin tüm yanlarıyla gizli birer kaydıdır. Derken onuncu yıllarında ilişkileri çıkmaza girer. Bazen her çiftin ilişkisinin yeniden rayına oturması için bir hafta sonu tatili yeterli olsa bile hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Tanıdık geldi mi? S. 276
Taş Kâğıt Makas’ta Alice Feeney aslında kitabın özetini en güzel kendisi veriyor. Bu yüzden o pasajı olduğu gibi almak daha doğru geldi.
“Tanıdık geldi mi?” sorusuna cevabım net: Evet, fazlasıyla tanıdık.
Üstelik bunun için evli olmaya da gerek yok. Aynı evi paylaşan, uzun süre yan yana kalan her ilişkide o tanıdık duygu var:
Farklı hayatlar, farklı insanlar… ama dönüp dolaşıp aynı çıkmaza saplanan bir ilişki.
Kitap tam da bu tanıdıklığın içinden akıyor. Dil sürükleyici; sayfalar gerçekten hızla ilerliyor. Bir kadının zihnine giriyoruz, sonra bir erkeğin, sonra,sonra.... Aynı olayları iki farklı bilinçten okumak, hikâyeyi sürekli kaydırıyor ve diri tutuyor. İki olmayabilir de...
Tam “bunu biliyorum” dediğin yerde, o tanıdıklık hissine kapılıyorsun.
Karakterlerin birbirine yaptığı küçük jestler, kurdukları ritüeller bile bir yerden tanıdık geliyor. Ve tam burada bir yanılgıya düşüyorsun:
“Bu hikâyeyi zaten biliyorum.” Ama yazar tam bu noktada oyunu kuruyor. Hikâyeyi bir yapboz gibi parçalara ayırıp önüne koyuyor. Okurdan bu parçaları birleştirmesini istiyor—hatta bunu sana hissettiriyor. Ama mesele şu ki, o parçalar hiçbir zaman tam değil. Eksik, kırık ya da bilinçli olarak saklanmış. Tam “çözdüm” dediğin anda, “Demek ki mesele buydu” diye kendini ikna etmeye çalışırken, hikâye bir
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,3bin okunma