"Böyle bir labirenti, bu grift tezgahı ancak kendine dönerek çözebilmesi mümkünken, yine kurtarıcılar giriyor devreye. Kurtarıcılar (!) biz düşünmesek de bizim adımıza düşünenler, biz okumasak da bizim adımıza okuyanlar, biz akletmesek de bizim adımıza akledenler;
toplumumuzun efendileri, bizim görmediğimiz okulları bitirenler, işitmediğimiz şarkıları dinleyenler, bilmediğimiz lisanla konuşanlar, kendilerini millete adamışlar, hayat damarlarımızı borçlu olduklarımız, bizi çağdaş yapanlar, vitrinimiz - vizyonumuz - teorisyenlerimiz, güzel konuşan, güzel giyinenler, bürokraside - devlet protokollerinde - balolarda bizim yokluğumuzu hissettirmeyenler, bizi gelişmiş dünyaya entegre edenler, barbar - kaba imajımızı düzeltenler, eli silah değil - kılıç değil kalem tutanlar, elleri nasırlaşmadığı için zarif ince işlerin adamları; yani tuvallere resim için fırça tutanlar, onuncu - yirminci - yetmiş beşinci yıl marşları için narin parmaklarını piyano tuşlarına vuranlar, hantal (!) Türk mutfağını kurbağa bacağı - karides - yengeç - istakoz - ahtapot ile zenginleştirenler,
bilmediğimiz renklerde dondurmalar, tatmadığımız lezzette tatlılar yiyenler, iliğimize kadar terleyerek ürettiğimiz meyvelerden - sebzelerimizden başı 'lö - la' diye başlayan şaraplar üretenler - içenler, koyunumuzu otlattığımız yaylamıza çim kayağı için, taşkınından bile korunamadığımız derelerimize su raftingi için, kıyılarına yaklaşamadığımız göllerimize buz kayağı için, hayvanımızı dahi otlatmaya kıyamadığımız çayırlarımıza golf için gelenler, gelmediği - görmediği dağlarımızda - bayırlarımızda - meralarımızda bizim haberimiz bile olmadan maden izni alanlar, Müslüman eli sıkmamışken papaz eli öpenler, bir camiye girmemişken, kilise kilise - sinagog sinagog dolaşanlar, bizim insan yerine konmadığımız