Alperen Emre CANDAN'ın Kapak Resmi

1K Trabzon
Merhabalar!
Uzun zamandır 1K üyesiyim, birçok ilin tanışma-toplanma etkinliklerini görüp, hala Trabzon'da ciddi ciddi bir şey yapılmadığını görmek beni çok üzdü. Bazı arkadaşlarımız bireysel çaba göstererek bunu denemişti ama sanırım yeterli katılım olmadı.

Şimdi amacımız el ele vererek ilk etapta Trabzon'da yaşayan 1K üyelerini bu hesap altında toplamak. Ben birazını buldum ama birçoğuna hala ulaşamadım zannediyorum. Sizler Trabzon'da yaşadığını bildiğiniz kişileri bu gönderi altına etiketlerseniz ben onları takip edeceğim. Bu iletiyi paylaşarak da arkadaşlarınızın görmesini sağlayabilirsiniz.

Ayrıca çevremizde kitapsever arkadaşlar varsa onları da 1K ' ya davet ederek sayımızı arttırabiliriz. Başarılı olur veya olmaz bilemiyorum, ama bir adım atmak istedim, sizler de bana yardımcı olursanız, neden olmasın? O zaman hayde!

Korkma!
Mehmet Akif Ersoy’un yazıp mütevazilikten Meclis’e imzasız gönderdiği, 500 liralık ödülü şehit eşlerinin derneğine bağışladığı, ‘Milletin’ diye kitabına almadığı, İstiklal Marşımız 97 yaşında.

°Yağmur M°, Kör Baykuş'u inceledi.
 11 Mar 19:05 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Merhaba arkadaşlar :) Sevgili  Beyza nın hediyesi olan bu kitabi hüzünlü bir sonla kitaplığıma kaldırmak istemediğim için Sadık Hidayet üzerinde Paul Kalanithi'nin yardımıyla küçük bir operasyon yaptık.:)Son Nefes Havaya Karışmadan ve Kör Baykuş kitaplarının ortak incelemesi gibi oldu.Diyaloglar her iki kitaptan derlenmiştir.Tekrar alıntı şeklinde belirtmedim. İyi okumalar:)

~~SADIK HİDAYET AĞLADIĞINDA~~

PK: Merhaba Sadık Hidayet Bey. Ben nörocerrahi uzmanı Dr. Paul Kalanithi. Sizle görüşmek istemenin sebebi, gözlemlerimiz ve yaptığımız tetkikler sonucu beyninizde Butimar Sendromu'na bağlı tümör bulunduğunu saptamamız. Acilen operasyona almamız gerekiyor sizi.

SH: Hayat denilen şeyden elimi eteğimi çektim. Bıraktım pekala, gitsin elimden!! Birbirine ters  düşen öyle çok şey gördüm, birbiriyle çelişen öyle çok şey duydum ki! O görmeler yüzünden gözlerim, eşyanın yüzeyinde, ruh özünü örten o ince ve sert kabuk da aşındı. Artık hiçbir şeye inanmıyorum, açık seçik gerçeklerden şüphe ediyorum.Tükendim.

PK: Sizi anlayabiliyorum. Bakın ben işinin manevi boyutuna çok önem veren bir doktorum. Bir insanın hayatını kurtarmak, hayatından da öte kişiliğini hatta ruhunu kurtarmak tartışılamayacak kadar kutsaldır. O yüzden operasyon öncesi kendi iç dünyanızı bana açmanızı rica ediyorum. Beyninizdeki urdan önce ruhunuzdakini temizlemeliyiz.

SH: Bakın Paul Bey! Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen,kemiren yaralar, bilir misiniz! Kimse kavrayamaz neler hissettiğimi. Kendimden kaçmak istiyorum. Hem sormayın bunları bana! Hepsini yazmıştım...

PK: Evet...Okudum hepsini.

SH: Ahh okudunuz mu?
(Elleriyle kıpkırmızı olmuş yüzünü kapattı ve kalkmak istedi) Utancımdan yer yarılsaydı da içine girseydim!!

PK: Durun lütfen! Sizi anlayabiliyorum. Gerçekten. Kendimi ifade etmeme izin verin. Her ne kadar farkli türde olsa da sizin beyninizde taşıdığınız urun çok daha tehlikelisini taşıyorum bünyemde. Ölüm herkesi bekleyen flu bir sonken, ansızın beliren katı bir gerçekliğe dönüşüverdi dünyamda. Bir ay mı, bir sene mi yoksa on sene mi yaşayacağım bilemiyorum. Ölmek üzere olsam bile, gerçekten ölene kadar hala yaşadığımı unutmamaya zorluyorum kendimi. Anlıyor musunuz? Tüm kariyer planlarım bitti. Ve siz benim son hastamsınız. Birşeyler yapmak istiyorum sizin için.

SH: Biliyor musun Paul, bütün bunlar beni hiç etkilemiyor. Aksine diğer insanların geçici bile olsa, birkaç saniye için benim yaşadığım alemlerden geçmesine seviniyorum. Benim odam hep bir tabut...Yatağım mezardan daha soğuk, daha karanlık...O yatak ki hep hazır ve beni uykuya çağırıyor.!
Yine de anlaşmaya başladığımızı hissediyorum. İhtisas alanınız değil ama bir şeyi merak ediyorum.
Kalp durunca duygular, düşünceler de kayboluyor mu yoksa kılcal damarlarda kalan kan sayesinde belli belirsiz hayat sürüp gidiyor mu? Sağlam bir genç, ölüme karşı var gücüyle savaştıktan sonra birdenbire ölürse ne hisseder?

PK: Bilemiyorum. Aklıma gelen tek şey Samuel Beckett'in şu sözleri. "Bir gün doğduk. Bir gün öleceğiz. Aynı gün. Aynı an. Bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi, güneş bir an parıldar, sonra yeniden gece olur..."

SH: Ahh.. Kalbim acıyor...

PK: Üzgünüm... Neşteri yokken bir cerrahın yegane silahı sözcüklerdir.
...

AMELİYAT

PK: Evet .Tümör fiziksel duygusal ve bilişsel alanlara hükmeden subtalamik nukleusa oldukça yakın.Sadık Bey operasyon süresince sizi duygusal bir teste de tabi tutacağız.

-Başlıyoruz.
- Ben Kendimi...Çok üzgün hissediyorum.
-Akımı kesin!
-Ahh şimdi daha iyiyim.
-Akım ve empedansi tekrar kontrol edelim.Tamam mıyız.Evet ,akımı verin.
-Hayır olamaz...Herşey ne kadar üzücü. Sadece kapkaranlık bir hüzün.
-Elektrodu çıkarıyoruz!

...

Ameliyat başarılı geçmiştir ve birkaç ay sonra Sadık H. ve Paul K. karşılaştığında, kanser Paul'ün bedeninde 3.evreye varmıştır.

PK: Benim bedenimde taşıdığım kanseri sen ruhunda hala taşıyorsun. Kurtul ondan! Duygularımı, zayıflığımı senden saklamıyorum. İskelet gibi kaldım. Kalem tutmaya bile mecalim yok. Zaman benim için bir saatin tik taklarından çok bir varoluş süreci. Ne kadar zamanım var ,bilemiyorum. Ölüm bir anlık ama ölümcül bir hastalıkla yaşamak ise her anlık.

SH: Elimde olsa dünyadaki tüm zamanları sana verirdim.Ne yapacağımı bilemiyorum!!

PK: İsteğim kendini bırakmaman ve ailemi şu konuda ikna etmen:
İş son noktaya kaldığında kalp masajı istemiyorum...
...

Rüzgarın usul usul estiği , kuşların bile ötmeye çekinip korudukları sessizlikte, üzerinde "1977-2013 Paul Kalanithi" yazan bir mezar taşının önünde ağlıyordu Sadık Hidayet. Bir an şaşırdı. 1937 de değil miydi?Birden sağ taraftan birinin yaklaşmakta olduğunu hissetti. Baktı. O ihtiyarı gördü  ama bu sefer yüzü Paul'le aynıydı, hem de dostça bir gülümseme takınmıştı. Aniden sol tarafından gelen kahkaha sesleriyle irkildi. Yine o rezil, çirkin ihtiyarı gördü, hem de yanında  o kadınla. İhtiyarla kadın el ele tutuşup hızlıca uzaklaşırken bir yandan kahkahayla karışık şu sözleri duyuluyordu.

"Herşey bitti artık, biz gidiyoruz.Ya! Bir daha görüşmeyelim. Evinin adresini de unuttum zaten .Ya! Hahahaha!"

Sadık Hidayet onların arkasından bakarken, ruhundan da kapkaranlık bir şeyin tüm zerrelerinden koparılıp uzaklaştığını farketti. Hala ağlıyordu, ama yüreğine huzur yerleşmişti çoktan...