O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Adem, onunla göz göze geldi.
Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa,usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Ademe, aklına bir şey gelmişti. Sesi bengüsular gibiydi.
Bana dedi bir isim ver, varlığım olsun. Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana dedi,sen isim ver, varlığım senin olsun. Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan benide ansın.
Unutma, diye başladı:
Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin.
Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.
Yeterli sayıyorsun kendini kendine. Oysa hiç yeterli değilsin.
Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin.
Her şey senin emrinde doğru, ama amirliğe kalkışma.
Bil ki kalıcı değil geçicisin, sahip değil misafirsin. Sabit değil
iğretisin.
Her ne ki var sende, ödünçtür, senin sanma.