Yüzbaşı Yağlakar üç yaşında Ötüken'e getirilmiş bir Kırgızdı. Kaç yıldır, bir fırsat bulup Kögmen Dağı'nı aşarak atasının yurduna gitmeyi, baba ocağını görmeyi tasarlıyor, fakat her yıl bir engel çıkıyordu. Bu buyruğu alınca artık Kögmen'i aşmak umutlarını bırakmak gerektiğini anladı. Çünkü kendi yüz atlısıyla bir tümen Çinliyi oyalamak pek yakında uçmağa varmak demekti. Fakat pek yakında öleceğini düşünmek onu asla yüksündürmedi. Koca Kırgız yüzbaşı, içinde dirliğe veda etmenin garipliği de çınlayan çok gür ve heybetli bir sesle erlerini çabucak çevresinde topladıktan sonra yüz kişiyle on bin Çinliye daldı. Yağlakar, her kılıç vuruşta bir Çinli deviriyor ve: Al! Kögmen Dağı aşkına..." diye bağırıyordu. Erleri de coşmuştu. Onlar da Çinlileri ikiye biçen vuruşlarını "Ötüken aşkına". "Kara Kağan aşkına", "İçing Katun aşkına", "Şen-king aşkına" diye bağırarak yapıyorlar, bir yandan da güneş görmüş kar gibi eriyorlardı. Yüzbaşı Yağlakar gerçekten Kögmen'e gidecekmiş gibi ilerliyordu. Neredeyse Çin tümenini baştan başa yarıp geçecekti.
Onbașı Sülemiş ölmüştü. Fakat kılıcını hâlâ sımsk tutuyor ve bu kadar ok yediği halde neden düşmediğini anlamayan asi Dokuz Oğuzların dörtnala saldırışı karşısında Gök Türk Kağanlığının kanlı sancağı gibi boynu bükük bağrı deşik duruyordu. Köprüden geçen son Gök Türk Işbara Han'dı. Sülemiş'in toprağı bol bol sulayan kanları Işbara Han'a "Ötüken'de Türk yasası yürüsün diye öldüm" diyor gibi gelmiști.
Bu sonsuz bozkırda șimdi bir ölüm-dirim savaşı oluyordu. Bozkırın değişmez yasasına göre iki er burada bir ülkü, bir düşünce, bir eğlence yahut bir hiç için savaşıp vuruşacaklar, sonunda biri, belki her ikisi bir daha kalkmamak üzere düşecek, doymaz bozkır düşenin gövdesini yiyecek yaparak yaşayışına devam edecekti.