Erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır. Hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler: Erkek değişiklik özler.
Kadının aşkı ise özellikle o andan sonra artmaya başlar. Bu, türü koruyup onun varlığını sürdürmeye, bu bakımdan da daha fazla çoğalmaya yönelik doğanın amacının bir sonucudur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşam, aşkın güzelliğinin sonsuza kadar devam ettiği bir yer değildir ne yazık ki... Sadece bir süreliğine hissedilebilen, gelip geçici bir yanılsamadır. Böylesine muhteşem bir duyguyu, bir ömür hissedecek kadar tatlı bir hayat yoktur karşımızda. Bu nedenle aşk, türün iradesinin bir oyuncağıdır.
Ona göre, sonsuz aşk diye bir şey yoktur. Aşkı, varlığa karşı duyulan bomboş bir şehvet olarak yorumlar Schopenhauer. Bildiğimiz anlamda aşk, gerçek değildir. Fazla çikolata yemekten farkı yoktur. Gelip geçici bir duygudur. Kimse, sürekli “âşık olma” hali ile yaşayamaz.
“Hayvanlara karşı duyulan şefkat, karakterin iyiliği ile yakından ilişkilidir ve hayvanlara kötü davranan birinin, iyi bir insan olamayacağını rahatlıkla ileri sürebiliriz.”
“İsteklerimizi sınırlamalıyız, arzularımızı dizginlemeli, öfkemizi bastırmalı, bireyin sahip olmaya değecek şeylerden yalnızca sınırlı bir paya erişebileceği gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız.”