“Kendim olarak yaşamadığım hayatımın ölümüne kendim olarak gidiyorum.”
Kafka ve uyumsuzlar üzerine;
Kafka, Albert Camus’un uyumsuzlarından en uyumsuzu olabilir, zira Kafka, Dava eserinde toplumun ahlak değerlerini sorgularken onlar gibi yaşamaktan başka çaresi olmadığını yazacaktır. Bir ahlak anlayışını yıkma hakkını size sadece daha bir ahlak inşa etme becerisi verir. Heyhat! Yok mu böyle bir usta? Gizli gizli, alttan alttan veryansın ederken Kafka, yine gizli gizli unutacaktır her şeyi.
Ortada var olan şey sadece bir sanıktır, farkındalık şuuru açık olan. Ama ne suçlandığı şeyi biliyoruz, ne dava edeni biliyoruz ne de davanın sonucunu. İçten içe, ahalinin bazı zümreleri tarafından suçlandığını, onların ahlak değerlerine uyum sağladığında ise bu sefer başka bir zümrenin ahlaksızlık ile suçlayacağı, sermayenin sahibiymiş görünen yanda gösterilen ama aslında sadece muhasebecisi olan garip insancıklardan bahs eden Kafka, uyumsuz tabirine nasıl uymaktadır öyle. Hep hüzünlüdür uyumsuzluğu üstadın, hep buruk.
Nitekim, mektuplarında babasını aşmanın yollarından bahs ederken uyumsuzluğunu itiraf ettiği o meşhur paragraf, Camus için Kafka’yı baş köleye kotmaktan başka çare bırakmıyor;
“Hayatın bir maskeli balo olduğunu anladığım an, kendimden korkunç derece utanç duydum. Bununla daha fazla yaşamayacağıma kanaat getirecek kadar piştiğimde, hayatımın geri kalanını maskesiz yaşamaya karar verdim. Zor oldu, kendim olarak yaşamadığım bir hayatın ölümüne kendim olarak gidiyorum.”
İşte bu, uyumsuzluğun en sarih en çarpıcı halidir. Bu satırları okurken aklıma Spinoza’nın insanın köleliği üzerine yazdıkları gelmişti;
“Akıllı bir insan, cahiller içerisinde yaşamak zorunda olduğunda, imkanlar el verdikçe onların iyiliklerinden de korunmaya bakar.”
Büyük uyumsuzlar listesini