Çalışmadığı zamanlar aylaklık etmek, rahatlamak, daha yerinde bir deyimle gevşemek istemektedir. Bu aylaklığa duyduğu istek, programlı yaşama duyduğu bir tepkidir.
Çağdaş insanın disiplini öğrenmesinin hiç de güç olmayacağı düşünülebilir. O her gün 8 saat son derece disiplinli, katı bir şekilde programlanmış bir işte çalışmıyor mu? Ne var ki burada önemli olan çağdaş insanın iş saatleri dışında öz disipline çok az sahip olmasıdır.
Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır: bağlılığın derinliği. Seven kişilerin her birinin ilgisindeki canlılık ve güçlülük. İşte bunlardır sevginin sunduğu meyve.
Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden bağlanır, her biri kendisini varlığının özünden tanırsa gerçekleşir. (…) Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır, bir köşede dinlenme değil çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki uyum ya da çatışma, neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemki olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaşmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileriyle bütünleşmeleridir.
Her türlü dinsel değer güncel yaşamımızın dışına çıkmıştır. (…) Dünyevi uğraşlarımızın ilkeleri fark edilme ve kendini övmedir. (İkincisine çokluk “bireycilik” ya da “bireysel öncülük” denmektedir).