Şiir yazmak için ızdırap duymak gerekir. Parası olan, hayatta isteklerine ulaşan şiir yazamaz.
Sararmış parmaklarının arasında tüten sigarasını tazeleyen Hilmi Oflaz, Sedat Umran'ın görüşünü sığ buldu.
- Söylediğin dıştan gelen ızdıraptır. Eşek susadığı zaman anırır, aç kurt ulur. Bunlar dışa ait, biyolojik ızdıraplar olduğu için, bunlardan şiir çıkmaz. "Şiir çıkmaz" derken "Saf şiiri"i kasdediyorum. Saf şiir içten gelen ızdırapların ürünüdür. Hayatta her istediğini elde edenin de izdırabi olur; zaten asıl ızdırap odur. Anıran eşeğin önüne suyu, samanı verdin mi susar. Ama içten gelen manevî izdirap ezelî ve ebedîdir; şiirleri de kendisi gibidir. Bunun çarpıcı örneklerini Mevlâna'da, Goethe'de görmekteyiz. Ikisi de varlıklı ailelerin çocuğu; ikisi de dünyevî bir sıkıntı görmemiş; fakat ne ölümsüz şeyler yazmışlar. Aslın da üç boyutlu dünyanın nimetleri, zevkleri ulu ruhlar için kurudur. Bundan dolayı da gerçek şiir onlarda dile gelir. Onlar aşklarını, acılarını kendileri yaratırlar.