Dünyaya saçılmış olan ve kaderin iki büklüm ettiği bahtsızlar tarafından toplanan bütün dinî düşünceler zihnini ferahlatmaya geldi; annesinin öğrettiği duaları hatırladığında, onların daha önce hiç fark etmediği anlamlarla yüklü olduğunu anladı çünkü dua mutlu insana anlam açısından içi boş ve tekdüze bir bütünlük olarak görünür, ta ki bir gün keder o bahtsıza, Tanrı'yla konuşmasına aracılık eden bu ulvi dili açıklayana dek.
"Kral! Onun siyasette cinayete yer olmadığını anlayacak kadar bilge olduğunu sanıyordum. Sizin de bildiğiniz gibi sevgili oğlum, siyasette insanlar değil düşünceler, duygular değil çıkarlar söz konusudur; siyasette bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır, hepsi bu.
- "Tanrım, bunun açıklaması çok basit; iktidarı elinde tutan sizlerin elinde sadece paranın sağladığı olanaklar var; oysa iktidarı hedefleyen bizlerin elinde bağlılığın araçları var."
- "Bağlılık mı?" dedi Villefort gülümseyerek.
- "Evet, bağlılık; umut eden tutku onurlu sözcüklerle böyle ifade ediliyor."
"Bir insanı öldürmenin en emin yolunun, ona bir orman köşesinde pusu kurmaktan ziyade onun hakkında bir şeyler yazmak olduğuna inanıyorum!" dedi elini kâğıdın üzerine bırakan Caderousse. "Bir tüy, bir mürekkep hokkası ve bir kâğıt beni her zaman bir kılıçtan ya da tabancadan daha çok korkutmuştur."