Sayın Pemila Vural, bu kadar romantik ve şiirsel bir kaleminiz olduğunu bilmiyordum.
Her bilinmez kitaba başlarken yaşadığım o hafif gerginliği bu kitapta da hissettim. Ama ilk hikâyenin duygusu beni hemen sardı. Soluk bile almadan ikinci hikâyeye geçtim ve “Sarı” benim en sevdiğim hikâye oldu. Gözlerim dolu, boğazımda bir yumru, İçim akarak okudum.
Bu iki hikâyeden sonra notumu vermiştim bile ve artık kitabın sonunda “madunlar”ın kim olduğunu biliyordum. Madun: Mevki, rütbe, seviye, servet vb. bakımından aşağı durumda olan kimse. Eski Osmanlıca bir kelime. Bu Google’ın dediği.
Ama Vural’ın madunları — kadınları — tam olarak bunlar değil. Burada madunlar biziz. Bir hikâyede en sevdiğimizi yitirdik, birinde kazanmak uğruna çocukluğumuzu bıraktık; kiminde baskılara boyun eğip göç ettik, kiminde sıradan bir devlet dairesinde sıramızın peşine düştük.
Hikâyelerin hepsinin kahramanı kadındı. Tüm bu kadınlar bendim, sevdiklerimdi, tanıdıklarımdı, tanıyacaklarımdı…
Kitapta hiç bilmediğimiz bir hikâye okumuyoruz. Dedim ya, hepsi bendim, bizdik. Ama bunlar öyle güzel anlatılmıştı ki… Özellikle üslubunu çok sevdim. Düz yazıdan ziyade edebî bir metin okuduğumu hissettim; bu beni çok memnun etti. Ağdalı benzetmelerle de yorulmamıştı metinler. Hikâye bir yandan akarken bir yandan da iç sesler, iç dünyalar konuşuyordu. Bu geçişleri çok sevdim. Olayları zaten biliyorduk; esas bilmediğimiz bu madunların içleriydi.
Onlara yakından tanıklık etmek gayet güzeldi. Anlatımı yer yer şairane, yer yer dingin, yer yer de hülyalı buldum.
Bu hikâye kitabında benim aradığım o kalbe dokunma hâli vardı. Benim kalbime dokundu, içimi titretti.
Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar.