Mutlak mânâda ilk eğitimci Allah'tır. İnsanı en güzel biçimde yaratıp bütün varlıkların en üstünü kılan Allah, onu yeryüzünde bütün varlıklara hükmeden bir halîfe yapmıştır. Bu vazîfesini yerine getirirken onu yalnız bırakmamış; yapılması ya da yapılmaması gerekenleri bildirmesi için insanlara peygamberler göndermiştir. Peygamberler, nefislerinin ve cevherlerinin temizliği ile meleklere, beşer olmaları sebebiyle de insanlara benzediklerinden melekle insan arasında iletişimi onlar sağlamışlardır.
Peygamberlerden sonra onların görevlerini filozoflar (hukemâ) ve âlimler (ulemâ) yerine getirecektir. Bunlar, insanların eğitimiyle uğraşırlar ve ortak gâyeleri, madde denizinde boğulan nefisleri, kevn ü fesâd âleminin bataklığından çıkarmak ve ebedi saadete ulaştırmaktır. Bundan dolayı filozoflar ve âlimler 'nefislerin tabipleri'dir.
İhvân-ı Safâ, insanın bu dünyadaki hayatını, yolculuğa çıkan kişinin durumuna benzetmiştir. Bu yolcuya gerekli olan üç şey vardır: 'Rehber', 'Azık' ve 'Binit'. Rehber, insanı terbiye eden, hakîkî ilimleri öğreten ve onu yetiştiren öğretmendir. Azık, arınmış nefsin gıdası olan bilgi ve hikmettir. Binit ise Allah'a giden yolda kişinin sâlih amelleridir.
Böylece İhvân-ı Safâ, öğretmenleri, Allah'ın peygamberlere emânet ettiği vazîfeyi devam ettiren kişiler olarak görmekte ve onlara büyük bir sorumluluk yüklemektedir. İnsanları bilgilendirmek, onlara kurtuluş yollarını göstermek, bir taraftan doğruya ve güzele teşvik etmek, diğer taraftan yanlış ve kötüden sakındırmak sûretiyle 'örnek' ve 'rehber' olacak bu kişiler, bir takım niteliklere sahip olmalıdır.
"İnsan için en büyük mutluluklardan birisi; yol gösteren, aklı başında (reşîd), bilgili (alim), eşya ve hadiselerin hakikatlerine vakıf, hesap gününe inanan, dinin hükümlerini bilen, âhiret