H. Hüsna Kazancı

Her karanlık, sabrın öğretmenidir. Her uzun gece, aşk dersini verir.
Reklam
"Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et."
Filistin
Mutlak mânâda ilk eğitimci Allah'tır. İnsanı en güzel biçimde yaratıp bütün varlıkların en üstünü kılan Allah, onu yeryüzünde bütün varlıklara hükmeden bir halîfe yapmıştır. Bu vazîfesini yerine getirirken onu yalnız bırakmamış; yapılması ya da yapılmaması gerekenleri bildirmesi için insanlara peygamberler göndermiştir. Peygamberler, nefislerinin ve cevherlerinin temizliği ile meleklere, beşer olmaları sebebiyle de insanlara benzediklerinden melekle insan arasında iletişimi onlar sağlamışlardır. Peygamberlerden sonra onların görevlerini filozoflar (hukemâ) ve âlimler (ulemâ) yerine getirecektir. Bunlar, insanların eğitimiyle uğraşırlar ve ortak gâyeleri, madde denizinde boğulan nefisleri, kevn ü fesâd âleminin bataklığından çıkarmak ve ebedi saadete ulaştırmaktır. Bundan dolayı filozoflar ve âlimler 'nefislerin tabipleri'dir. İhvân-ı Safâ, insanın bu dünyadaki hayatını, yolculuğa çıkan kişinin durumuna benzetmiştir. Bu yolcuya gerekli olan üç şey vardır: 'Rehber', 'Azık' ve 'Binit'. Rehber, insanı terbiye eden, hakîkî ilimleri öğreten ve onu yetiştiren öğretmendir. Azık, arınmış nefsin gıdası olan bilgi ve hikmettir. Binit ise Allah'a giden yolda kişinin sâlih amelleridir. Böylece İhvân-ı Safâ, öğretmenleri, Allah'ın peygamberlere emânet ettiği vazîfeyi devam ettiren kişiler olarak görmekte ve onlara büyük bir sorumluluk yüklemektedir. İnsanları bilgilendirmek, onlara kurtuluş yollarını göstermek, bir taraftan doğruya ve güzele teşvik etmek, diğer taraftan yanlış ve kötüden sakındırmak sûretiyle 'örnek' ve 'rehber' olacak bu kişiler, bir takım niteliklere sahip olmalıdır. "İnsan için en büyük mutluluklardan birisi; yol gösteren, aklı başında (reşîd), bilgili (alim), eşya ve hadiselerin hakikatlerine vakıf, hesap gününe inanan, dinin hükümlerini bilen, âhiret
BACA Henüz kendimle tanışmamışken Memnun oldum varlığına. -Ki varlığın kendimi bağışladığım bir limandır. Ve bilirsin ki; Deniz çekilse de Liman bâkidir. En sevdiğin kitabın arasında Kıyamadığın bir ayraç olarak Sakla beni. Kumdan, kusurdan inşa edilmiş büstümü Şefkatli bir rüzgärın devirdi, Görüyorsun ki, sevdiğin yüzüm baki. "Olmamak" bu manzaraya yakışır bir türkü değil, Bilirsin ki: Sen şimdi kapıdan kovsan da Bacanın yeri Ezberim. İrfan Kurudirek
söyler misin mümkün mü bir çift göze okyanuslar sığdırmak cılız omuzlarında bir marşandiz taşımak mümkün mü? gökyüzünü ciğerlerine doldurmak, ecelin gölgesine işık tutmak yahut gözyaşının sesini duymak mümkün mü? bilirsin, ben dertleşirken dahi dert deşiyorum. özür dilerim. Sahibe'm gözlerin kahverengi dağlara yazılmış birer hasret türküsü. gözlerin, bulutunu kaybetmiş birer yağmur damlası. heybedar dergisi
Reklam