Hz.Abdullah, kâinatın Efendisi oğlunun bir kerecik olsun yüzünü görmeden edebi âleme göç etmişti ve orada Neccaroğullarından Nâbiğa’nın evinin avlusuna defnedilmiştir.
"Haram öyle acıdır ki, ölüm acısı onun yanında çok hafif kalır; helâl ise çok tatlıdır. Ey kadın, sen git, açıkça helâlinden ara! Şeref ve iffet sahibi olanlar, namuslarını ve dinlerini titizlikle korurlar. Onlar, namussuzluk demek olan bir işe nasıl teşebbüs ve cesaret edebilirler?"
"Peygamber efendimizin birinci kuşaktaki dedesidir. Doğuştan ak saçlı olduğundan kendisine “Şeybe” ismini vermişlerdi. Abdülmuttalib, onun lakabıdır; ancak daha çok bu lakapla şöhret bulmuş ve anılmıştır."
Bir gün ashaptan Abdullah b. Cabir (r.a.), "Ya Resulallah!" dedi, "Bana, Allah'ın her şeyden evvel yarattığı şey nedir, söyler misin?"
Şu cevabı verdiler: "Her şeyden evvel senin Peygamberinin nurunu, Kendi nurundan yarattı. Nur, Allah'ın kudretiyle dilediği gibi gezerdi. O zaman ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne semâ, ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin vardı."