Canım yavrum,
Bu mektubu sana yazmak, seni bir kez daha kaybetmek gibi… Ama susmak da seni inkâr etmek gibi geliyor. O yüzden kelimelerle kanayacağım, razıyım. Çünkü sen, benim içimde sessizce yaşayıp sessizce giden evladımsın.
Seni öğrendiğim gün hayatım ikiye bölündü. Bir tarafım korku, bir tarafım sen. Sen, tam da o enkazın içinde düştün rahmime.
Seni öğrendiğimde babana koşmak istedim. “Bir can var” demek istedim. “Ben artık yalnız değilim” demek istedim. Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Zaman istedim kendime. Güçlenmek istedim. Çünkü sen bir haber değildin, sen bir hayattın. Seni aceleye, paniğe, korkuya teslim etmek istemedim.
Sen benimle kaldın yavrum. Karnımda sen varken dünya biraz daha yavaş dönüyordu. Kalbim ilk kez bir başkası için bu kadar sessiz atıyordu. Ellerim hep karnımdaydı. Belki sen hissetmedin ama ben seni her an hissediyordum. İçimde büyüyen sadece sen değildin; umut da büyüyordu, cesaret de, “anne olabilirim” düşüncesi de.
Sana dair hayaller kurdum. Korkarak ama çok sevdim. Bazen seni karnımda koruyormuşum gibi eğildim, bazen başımı okşar gibi karnımı okşadım. Sen bana tutunurken ben de sana tutundum. Hayatımın en savunmasız ama en gerçek bağını seninle yaşadım.
Sonra… Bir şeyler değişti. İçimde bir boşluk oldu. Önce inkâr ettim. “Belki ben abartıyorum” dedim. Ama kalp, bazı gerçekleri doktordan önce bilir yavrum. O gün o odada söylenen kelimeler, dünyayı durdurdu. “Kalp atışı yok” dediler. Oysa benim kalbim, o an senin yerine atıyordu.
Seni kaybettiğimi öğrendiğim an, anneliğim yarım kaldı sanma. Hayır. Ben anne oldum. Sadece çocuğunu toprağa değil, kalbine gömen bir anne oldum. Sen benim içimden alınırken, ben kendimden de bir parça kaybettim.
Sana söyleyemediğim tek şey babandı. Bunu bir pişmanlık gibi taşıyorum bazen, bazen de bir