Doğukan Ç.

Gitmenin ve Kalmanın İnce Çizgisinde: Kendine Dönüş.
Hayat, zıtlıkların birbirini doğurduğu muazzam bir döngüden ibarettir. Bazen yeni bir kitabın kapağını açabilmek için, elindekinin son sayfasını kapatman gerekir. Yarım kalmış hikâyelerin ağırlığıyla yeni yollara düşülmez; bu yüzden başlamak için bitirmek, bir son değil, bir doğuştur. Avuçlarımızda tuttuğumuz o hayat, zamanla bir kor gibi yakmaya başladığında; sönmesini beklemek değil, ateşi olduğu yerde bırakıp yürümektir asalet. Birbirimizin gölgesinde solmak yerine, kendi güneşimizde yeniden yeşermek. Bulmak için yitirmek, aslında en çok kendimizi kaybettiğimiz yerlerde kendimize rastlamaktır. Eksildikçe çoğalır insan; her veda, yeni bir tanışıklığın habercisidir, en başta da kendinle. D.Ç.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sessiz Ölüm: Dikkate Almamak!
Düşünceler, fiziksel nesneler gibi kırılamaz veya parçalanamazlar. Onlar zihinsel enerji formlarıdır. Bir düşünceyle savaşmak, ona kendi enerjinizi ödünç vermektir. Onu yok etmenin tek yolu, ona harcayacak tek bir saniyenizin bile olmadığını göstermektir. Kısacası; Bir fikrin en büyük mezarı, onun hakkında söylenen son söz değil, onun hakkında gösterilen son sessizliktir.D.Ç.
Oysa sevgi, ikna etmez; sadece eşlik eder.
Dünya bizden sürekli bir şeyler talep eder: Başarıyı diploma ile, zenginliği rakamlar ile, sadakati ise yeminler ile belgelememizi ister. Bu "ispat" döngüsü içinde insan, en saf duygusu olan sevgiyi de bir mahkeme kürsüsüne çıkarmaya çalışır. Oysa sevgi, bir matematik problemi değildir ki altına bir sağlamasını yapasınız. Sevgi, bir kış sabahı odaya sızan gün ışığı gibidir; orada olduğunu söylemesine gerek yoktur, dokunduğu yeri ısıtmasından anlarsınız. İspat, ikna etme çabasıdır. Oysa sevgi, ikna etmez; sadece eşlik eder. Bir çiçeğin güzel kokmak için botanik formüllerine ihtiyacı olmadığı gibi, kalbin de sevmek için rüştünü ispat etmesine gerek yoktur. Kısacası; Eğer sevgi bir ispata muhtaçsa, orada sevilen kişi değil, kişinin kendi şüpheleri ağırlanıyordur. D.Ç.
Özgürlük Önce "Ben"de Başlar:
Özgürlük Önce "Ben"de Başlar: Şahsi Haklardan Toplum Davasına: Bir insanın karakteri, rüzgarın estiği yöne göre değil, uğradığı haksızlık karşısında takındığı tavra göre şekillenir. Henüz kendi kapısının önündeki adaleti sağlayamamış, kendisine yönelen haksız bir saldırıya "dur" diyememiş birinin; kitlelerin haklarını savunma rolüne soyunması, hayatın doğal akışına ve tutarlılık ilkesine aykırıdır. Kendi sınırlarını çizmeyi beceremeyen, şahsi hakları çiğnenirken sükut eden birinin, meydanlara çıkıp toplumun haklarını savunma iddiası; temeli olmayan bir binanın görkemli çatısına benzer. Bu durum, sadece bir tutarsızlık değil, aynı zamanda derin bir samimiyet ve liyakat sorunudur.
Sevginin Sessiz Gücü: Neden İspat Gerektirmez?
Sevginin Sessiz Gücü: Neden İspat Gerektirmez? Bu cümle, ilk bakışta sarsıcı gelebilir. Çünkü modern dünya bize sürekli bir şeyleri kanıtlama, gösterme ve onaylatma zorunluluğu dayatır. Ancak derin bir perspektiften bakıldığında, gerçek sevginin bir ispat değil, bir idrak meselesi olduğunu gösterir. Bir şeyi ispatlamaya çalışmak, temelinde bir güvensizlik veya "yeterli olmama" kaygısı barındırır. Sevgi, mahkeme salonunda sunulan bir delil dosyası değildir. Sevginin ispat gerektirmemesi, onun görünmez olduğu anlamına gelmez. Sevgide ispat değil, tanıklık vardır. Sevgi, gösterişten uzaklaştıkça derinleşir. İspatlanan her duygu, biraz da pazarlanmış duygudur. Kısacası; "İspat, Şüphenin Olduğu Yerde Doğar. Sevgi Bir Eylemdir, Bir İddia Değil. Tanıklık Etmek, Kanıtlamaktan Farklıdır. D.Ç.