Serhat Çetinkaya

Serhat Çetinkaya
@Asilyasayan
işte yine günün belini kırıyor akşam ve sen kırlara benzersin günün bu saati çıkarmamışsan çiçekli elbiseni. I hatırla ve sıkı tut: korkardın küçükken serçe parmağın uçacak diye elinden. diğer çocuklara benzerdim bense benzemesi gibi, bir çinlinin diğerine. II şaşkınım, şehir açmıyor beni ve namım yürümüyor burada çünkü tuhaf burada her şey; denizi sel basıyor hayret hayret şehir sığmıyor taksiye ve terör estiriyor rüzgar kaldırıyor dağın eteklerini bile. ve burada sensiz bahar hem yatalak hem öpmeden geçiyor bir jeton yanağıma getiriyor da yanağını kokunu rüzgara salsan bana getirmiyor. III
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne Dolaşsam Görsem bütün tanrısal sevgileri Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam Ve anlatsam Anlatsam o ağlatan mutluluğu Bilmem inanır mı bana mavilikler Suskun bir coşkunun doruklarında Pürköpük ve rüzgarlı Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş Ben ki yaşamı toprak bilmiştim Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl Geç anladım Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş Sessizlik açarken zulüm bahçeleri Gözlerinde bir anda dört mevsim Her mevsimin güzelliğinde sen Bunca ayrık ve diken içinden Güle çıkmak işte budur desem Bilmem inanır mı bana çiçekler İçimde sayısız denizlerin şahlandığı O günü tarihlesem şimdi Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne Adına sonsuzluk desem
Bakmayın çevremi kuşatanlara Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben Issız ovaların nehiriyim ben İçimde işliyor derin bir yara Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben Bakmayın çevremi kuşatanlara Hüznün,yalnızlığın şairiyim ben Kapattım kalbimin son kapısını Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim Hafızası ölü nakkaş gibiyim Çekiyorum mutsuzluğun yasını Ayaklara mahkum bir baş gibiyim Kapattım kalbimin son kapısını Dokunun;boşlukta bir taş gibiyim Ölümü yaşadım ölmeden önce Bana sonsuzluğu beklemek düştü Mazide benim de yüzüm gülmüştü Uyandım,mutsuzluk geri dönünce Ölümü yaşadım ölmeden önce Bana sonsuzluğu beklemek düştü Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm Adını yazsana dudaklarıma Zaman kan süzüyor kulaklarıma Hıçkırığa mahkum biçare gönlüm Haydi takılıver ayaklarıma Gelsene,nerdesin,ey sessiz ölüm Adını yazsana dudaklarıma
bir sır- çocuksun, yalnızca aşk açık sende ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka biri yok, gel, aşk istediği için varsın ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka biri yok, git, aşk istediği için yoksun ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun; ayrılık sana dönmektir, yeniden bana ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe seni senden beni benden bağışlar birbirimize bir sır- çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın herşeyi burda değilsin, çoktun çekilmişsin ve seninle gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu evde çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum vefa aşk listesindeki ceza nöbetine bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü bir sır- çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni! Haydar Ergülen Hazal D❤️❤️💗💗
Hayatımın kadınına ithafen
Kadın Olanın Türküsü Git oldu can, sürgün geldi dayandı Sürgün yine geldi dayandı Kitapları topladım, çocukları giydirdim Hadi de doğrulalım Dranazın karına Biz nereye düşeriz, halk fakir fıkara Her bahar, her yaz gurbette Sılaya dönmesi olur velakin Ne sılamız belli, ne gurbetimiz Çiğdemi Ardahan yaylalarında Nergisi Sinop’ta Van’da koparmışsak sarı gülü Portakal kokusu Kumluca’dan gelir Karıştırdık sıla nere, gurbet hangisi Bizim gibi gurbetçi görülmemiştir Git oldu can, sürgün geldi dayandı Diktiğin fidanlar sen olmayanda Yel vura ırgalana, gün vura duldalana büyüyecek Yasa şu ki ekinler yürüyecek Bebek dillenecek, güçsüz hallanacak Sis kalkacak İsfendiyar başından Selam olsun bizden önce geçene Selam olsun dosta, hasa, çile çekene Selam olsun dayanana, düşene Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına