Alışık olmadığımız durumlar bizleri neredeyse biz olmaktan çıkarırlar: En haşmetli insanları bile kendilerini tutamayıp hapşırtan koşullar vardır; işte duygularımız da dış etkenlerden aynı yakışıksız biçimde etkilenebiliyor…
… Çünkü derin bir dini inanç, ancak o inancın içini dolduran derin duyguların değişmesiyle değişebilir; kişisel korkulara dayanan inançlar ise, ilkel çağların dini inanç düzeyini aşamayan inançlardır.
… Anıları yeniden açılmış bir yara gibi ıstırap vermeye başlayan bir insanın geçmişi, yalnızca ölü bir tarih, şimdiki zamanın güçten düşmüş bir hazırlayıcısı değildir artık. Böyle bir geçmiş insanın pişmanlık duyduktan sonra silkip hayatından atabileceği bir yanlış da olmayıp, hak edilmiş bir utanç yüzünden kendisinin huzurunu kaçırmaya, tüylerini ürpertmeye, içini yakmaya hâlâ devam eden canlı bir parçasıdır.
… Hafıza diye bir şey olmasa bile, büyüme ile yaşlanma bir arada gittiği için, hayat aslında tek bir bütündür; gene de keskin bir hafıza insanı kendi kusurlu geçmişini kabullenmeye zorlar…
… Başkalarınca suçlanmak korkusu, uzun bir süredir hiç düşünmediğimiz, ama genel hatlarıyla hatırlamaya alışık olduğumuz bir geçmişin üzerine görmezden gelinemeyecek ölçüde parlak bir ışık tutarak hafızamızı keskinleştirir…