… Eğer hayatın alışık olduğumuz tüm yönleri hakkında derin bir sezgi ve duyarlığa sahip olsaydık, o zaman çayırların büyürken çıkardıkları sesi, sincapların yürek atışlarını işitebilir, sessizliğin ötesinden kulaklarımıza gelen feryatlara dayanamayıp ölebilirdik. Bu yüzden, içimizde en duyarlı olanlar bile etrafta budalalık zırhına iyice bürünmüş olarak dolaşmaktadırlar.
… Hayali bir gelecek yerini gerçeklere bıraktığı zaman bir parça düş kırıklığına uğranılması, özgüvenin bir parça sarsılması olağan bir şeydir ve biz olağan şeylerin insanları derinden etkilemelerini beklemeyiz. Bunların acıklı oluşları, sık sık tekrarlanmalarından ileri gelir; ama bu tür bir acıma duygusu, her günkü sıradan duygularımız arasında yer almıyor; ayrıca, insan bünyesi fazla acıklı şeylere dayanacak güçte değildir belki de…
… Pek çok genç insanın çıplak ruhu, birdenbire uyumsuzluklar içine yuvarlanır ve büyükler kendi işlerine güçlerine bakarlarken, onların bu ayrılıklar ortamında “ayakta kalmanın” bir yolunu bulmaları beklenir…
… “ Hoşlarına gidecek şekilde davransanız da davranmasanız da, insanların size katlanmalarını sağlamanın en kestirme yolu, onlara kendi değerinizi hissettirmektir.”
… Tutkularımız birbirlerinden ayrı, kilitli odalarda yaşamazlar; küçük gardıroplarından seçtikleri az sayıdaki fikirleri kuşanır, yanlarında getirdikleri yiyecekleri ortak bir masaya koyar, birlikte yemeğe oturur ve canları neleri çekiyorsa onlarla beslenirler.