Yukarıda Ahlat şehri bölümünde kayd edildiği gibi bu bölge öyle mamur idi ki, geliri bakımından ancak Mısır'la mukayese ediliyor ve bölgenin takriben yetmiş kadar şehri olduğu söyleniyordu. Bununla beraber bu devirden kalma cami, medrese, zaviye, kervansaray gibi eserlerin bize kadar gelmemesi dikkate şayandır. Bu bakımdan Ahlat ancak Mengücüklüler'in Erzincan şehri ile mukayese edilebilir. Bunun başta zelzeleler olmak üzere tabiî âfetler ile yakından ilgisi vardır. Fakat istilacı orduların yaptıkları tahriblerin en mü him âmili teşkil ettiği şüphesizdir. Bilhassa Safevî hükümdarı Şah Tahmasb'ın Doğu Anadolu'daki yıllarca süren yıkma ve yok etme hareketlerini burada ye niden ehemmiyetle belirtmeliyim. Tahmasb bu tahribatı açıkça yazdığı üzere, çok yukarıda da ifade edildiği gibi, Osmanlı ordusunun İran'a yürümesini önlemek maksadıyla yapıyordu.
Şimdiki durumda Ahlatşahlar devrinden bize sadece bazıları kitâbeli mezar taşları intikal etmiştir'**. Ahlatşahlar'dan ancak II. Sökmen ile halefi Bek Temür'ün para kestirdikleri biliniyor. Şeref b. Ebû'l-Mutahhar'ın Târîh Ah lat (veya Hilât) adlı eserinin bize kadar gelmemesine ne kadar esef edilse yeri dir. Ahlatşahlar zamanında Ahlat halkı Türkçe, Farsça ve başka bir dil konuşuyordu. Çok canlı bir ticâret şehri olan Ahlat, aynı zamanda, Bağdad'ı aratmayacak derecede bir eğlence merkezi idi. Sık sık yapılan şenliklere bü tün halk iştirak ederdi. Halkının yabancılardan hoşlanmadığı da kaynaklar da ifade edilir; esnaf ve sanatkârının çokluğundan şehirde içtimaî ve siyasî hayatta da tesirini kuvvetle hissettiren bir ahi teşkilatı vardı