Atalanta

1831 vebası Davud’un ordusunu hemen hemen yok etmişti. Salgın sona erdiğinde Ali Rıza’nın birlikleri neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan Irak’a girdi ve boş ve tükenmiş toprakları ele geçirdi. Eylül 1831’de Davud Paşa azledildi ve İstanbul’a gönderildi. Aynı zamanda, Bağdat paşalarının ve kölemenlerin ayrılıkçılığını da bir son bekliyordu. O zamandan sonra Bağdat paşaları Babıali tarafından atandı ve onun emir ve politikalarının uygulandığı görüldü.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sultan ıı. Mahmut 1826’da, resmî olarak toprak imtiyazının askerî tımar sistemini ve yeniçeri birliklerini ortadan kaldırdı. Düzenli ordu birliklerinin oluşturulması hükmüne cevaben İstanbul yeniçerileri başkaldırdı. 15 Haziran 1826’da, kışlalarının önündeki meydanda toplandılar ve padişaha karşı bir itaatsizlik işareti olarak kazan kaldırdılar. Fakat Sultan bu isyanı bastırdı. Meydanı topçularla sardı ve kışlalara ateş emri verdi. Binlerce yeniçeri yanarak öldü ve kaçmaya çalışanlar da Sultan’ın ateşli silahlarıyla vuruldu. Bir sonraki adım eyaletlerdeki yeniçerilerin katliydi. Onların koruyucuları olan ve kent sakinleri üzerinde etraflı bir etkiye sahip Bektaşi Dervişleri de şiddetle cezalandırıldı. Bektaşi Dervişliği lağvedildi ve yeniçerilerle bağlantılı loncalar tümüyle yeniden düzenlendi.
Resmiyette II. Beşir Müslüman’dı, fakat kendisi ve akrabaları gizlice Hıristiyanlığı benimsemişlerdi ve sarayın gizli kilisesinde Hıristiyan ayinleri yapıyorlardı. Bu dönüşüm politik gerekçeler tarafından dayatılmıştı –Lübnan’ı Şehhap iktidarı altında birleştirmek için Maruni ruhban sınıfının nüfuzunu kullanma isteği– ve Beşir’in bizzat kendisi bu “sırrın” Lübnan Hıristiyanları arasında yayılması için çaba sarf ediyordu. Katolik basın onu dini bütün bir Hıristiyan olarak resmediyordu. Gerçekte ise dine karşı kayıtsız biriydi. Ünlü Fransız şair Lamartine’in de yazdığı gibi Beşir, Dürzilerin yanında Dürzi, Hıristiyanların yanında Hıristiyan ve Müslümanların yanında Müslüman’dı.
Nisan 1801’de Vahhabiler, Şii’lerin kutsal kenti olan Kerbela’ya taarruz etti. Kent 2 gün içinde talan edildi, evler ateşe verildi ve mürtetler (dinden dönenler –çev.) hemen ortadan kaldırıldı. 4.000’den fazla insanı katlettiler ve Şii camisinden sayısız hazineler yağmalayıp, çöle geri kaçtılar. Bağdat Paşası’nın peşlerinden Arabistan’a gönderdiği kuvvetler bozguna uğratıldı. Vahhabiler 1803’te Halep yakınlarında tekrardan ortaya çıktılar. 1804’te ise, Basra ve Zubair kentlerine baskın yaptılar, fakat Bağdat Paşası Hafız Ali birlikleri tarafından geri püskürtüldüler. Babıali’nin emri üzerine, Hafız Ali Arabistan üzerine sefer düzenlemek için bir ordu toparladı, fakat bu seferberlik (1804-05) başarısızlıkla sonuçlandı. Vahhabiler saldırılarını yenilediler ve Basra, Zübeyir, Kerbela ve Necef’i zapt etmek için yeni bir girişimde bulundular. Vahhabiler 45.000 adamdan müteşekkil bir güçle 1808 yılında Bağdat’a, Küçük Süleyman tarafından geri püskürtülecek bir saldırı daha düzenlediler. Aynı yıl içinde Ma’an ile Halep arasındaki geniş bir coğrafyada görünür oldular. 1810 yılında ortaya çıktıkları yer bu kez Havran’dı. Vahhabilerin Suriye üzerine saldırıları ancak Vahhabileri bölgeden tasfiye etmekle tehdit eden Mısır birliklerinin Arabistan’a gelmesiyle (1811) bir son bulacaktı.
Memlukler bir kez daha Mısır’da iktidarlarını kurmuş gibi görünüyordu. Hâkimiyeti ve arazilerini yeniden kazanmış, Türkleri kovmuş ve halkı yeniden soymaya koyulmuşlardı. Memluklerin, kendilerini Mısır’da bir kez daha kuracakları görülebiliyordu.