Atalanta

Suriye seferi Şubat 1799’da başladı. Çok fazla sorunla karşılaşmadan, 13.000 kişilik güçlü kolordusuyla El Ariş, Gazze, Yafa, Hayfa’yı işgal ettikten sonra mart ortasında Akka duvarlarına yaklaştı. Türk paşası Cezzar Ahmet Paşa’dan nefret eden halk direniş göstermedi. Çevre aşiretler ilgiyle izlemeye devam etti, hatta sempatiden olmasa da Cezzar’a olan nefretinden dolayı Fransızları destekledi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Napolyon, “Müslüman” hükümdar Ali Bonabarda Paşa rolüne soyundu. Doğulu giysileri, sarık ve kaftanla dolaştı. Cumaları düzenli olarak camiyi ziyaret etti, geleneksel törenlerde yer aldı, hatta generallerinden Jacques Menou’yu Abdullah adıyla Müslüman yaptı. Danışma kurulu olarak yerel şeyh ve ulemadan müteşekkil bir divan oluşturdu. Halkın Memluklere olan nefretini istismar etti. Fakat bu önlemlerin hiçbiri Fransız yönetiminin kasaba ve köylere yüklediği, Memluk yönetiminde bile rastlanmayan ağır vergileri (nakit ve ayni) gizleyemedi. Bu vergi soygunu, aşırı haraç ve tazminatlarla, gıda ve yem stoklarına el koymalarla birleşerek bütün limitleri aştı. Ülkenin yabancı bir askerî kliğin hükmü altında olduğu son derece açıktı.
21 Temmuz’da Bonapart’ın ordusu Giza’ya yaklaşarak Nil’in Kahire’nin karşısına düşen batı kıyısında konumlandı. Burada, kadim piramitlerin ayaklarının dibinde, acımasız bir muharebe cereyan etti. Memlukler ve şehir sakinleri Fransızlar karşısında ezici bir hezimete uğradı. 6.000 Memlukten ancak 3.000 tanesi hayatta kaldı. Bir kısmı Murat Bey’le güney Mısır’a doğru kaçtı, bazıları da İbrahim Bey’le peşlerine Fransızları takarak Suriye’ye. Kahire’ye girilirken savaşmakta olan binlerce şehir sakini, gerileme esnasında nehre düşerek boğuldu. Muzafferler şehri yağmaladı ve savunmada yer alanlara karşı gaddarca misillemelerde bulundu.
Napolyon Memluklerin birer aslan gibi savaşan bireysel savaşçılarının kabiliyetlerini önemsiyordu. Ama organize ve kalabalık operasyonlardaki zaaflarını da vurguluyor ve aradaki bu farkı “İki Memluklu şüphesiz Üç Fransız’ı alt edebilirdi; 100 Memluklu 100 Fransız’la eşit güçteydi; 300 Fransız genellikle 300 Memlukluyu yenebilirdi ve 1000 Fransız 1500 Memlukluyu daima bozguna uğratabilirdi” şeklinde açıklıyordu.
1 Temmuz 1798’de Fransız ordusu İskenderiye’ye çıktı. Şehrin sakinleri bir ölçüde direniş gösterdi, ama bu kısa sürede bastırıldı ve Fransız ordusu güneye, Kahire yönüne doğru ilerledi. Aynı gün Napolyon Mısırlılara, Fransız Devrimi’nin ideallerinin tuhaf bir biçimde sömürgeci tehditler ve nüfusun geri unsurlarının dinî duygularına yönelik sinik, demagojik bir piyesle iç içe geçtiği bir bildiriyle seslendi. Napolyon kendisini neredeyse dini bütün bir Müslüman ve İslam’ın dostu ve hamisi olarak sundu. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zengin bölgesi olan Mısır’ı zapt edip kendisini “Türk padişahının dostu” ilan etti. Mısır’a geliş amacını padişahın, Mısırlıların ve Fransa’nın düşmanı olan “Memlukleri cezalandırmak” olarak açıkladı. Bunun yanında Mısır’da yerleşik olan Fransızları savunmanın gerekliliğinden dem vurdu, ki bu argüman sonraları bütün sömürgeciler tarafından diğer ülkelerin iç işlerine müdahalenin bahanesi olarak kullanılacaktı. Bildiri Müslümanların olağan hitabıyla başlıyordu: “Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Allah’tan başka tanrı yoktur ve Muhammed onun elçisidir.