Atalanta

1240 yılında geniş ölçüde bir Türkmen ayaklanması vuku buldu. Bu ayaklanmayı hazırlayan Türkmen Şeyhi Baba îshak, bilhassa Malatya bölgesindeki yoğun Türkmenler arasında (Ağaç Eriler) kendisine peygamber (Baba Resul) dedirtecek derecede büyük bir nüfuz ^kazanmıştı. Bu husus şüphesiz en başta pek çoğu Moğol istilâsı sebebi ile yeni gelmiş olan Türkmenler’in, birçok misalleri olduğu gibi, devletin kendilerine karşı tutumundan hiç de memnun olmamaları ile ilgilidir. Selçuklu hükümdarları eskiden beri bu kavimdaşlarına ehemmiyetlerine göre bir değer vermemişler, geçmiş olaylardan ibret alarak hiç bir zaman onları tatmin etmek yoluna gitmemişlerdir. Öteden- beri uygulanan siyaset, onlara hududlarda yurd vermekten ibaret idi13. Harizmliler'e, yine görüldüğü üzere, yakın bir teveccüh gösteren Alâeddin Keykubad’m yeni gelen Türkmen toplulukları ile ilgilendiğine dâir herhangi bir delil ve işaret yoktur.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
keykubat'ın moğol tâbiiyyetini kabul etmesi
Alâeddin Keykubad, ülkesindeki şehirleri surlarla çevirtmek suretiyle ve askerî kuvvetini artırmasına rağmen, Ögedey’in 1235 yılında yaptığı tâbiiyyet teklifini derhal kabul etti. Vâkıa bu tâbiiyyet, her yıl kağana bir miktar armağan göndermekten ibaret ise de, kudreti ve başarıları karşısında ondan böyle bir davranış pek beklenmezdi. Bu husus, tabiatiyle Keykubad’ın Türkiye'ye yö­nelecek bir Moğol tehlikesini önleyecek cesareti ve dirayeti kendisinde görmemesi ile ilgilidir. Gerçekten bu hükümdarın, hatta belki selef­leri, ağabeğisi Izzeddin Keykâvus ve babası Gıyaseddin Keyhüsrev’in, başarılarına rağmen (efsanevî İran kahramanlarının adla­rını da taşımakla beraber) dedeleri çapında cesur ve muktedir harb adamları olmadıkları anlaşılıyor. Bağdad halifeliği şöyle dursun, Musul, Meyyâfarikin (bugünkü Silvan) gibi şehir devletlerinin bile Moğol hâkimiyetine henüz girmemiş oldukları bir zamanda, Orta Doğu'nun en kuvvetli devletinin başındaki hükümdarın Moğol tâbiiyyetini kabul etmesine gerçekten hayret edilebilir. Bu mütalâalar ile birlikte, kendisinde bir Moğol saldırısını önleyecek cesaret ve ehli­yeti görmeyen bir hükümdarın, hafif bir tâbiiyyeti kabul ederek bu tehlikeyi uzaklaştırması da akıllıca bir hareket olarak vasıflanabilir.
Sivas Şehrinin "Paralı Türk Askeri Pazarı" Olması
Selçuklular'ın merkez kuvvetleri yani hassa ordu­larına gelince, çoğu Rum kölelerinden müteşekkil olan bu ordunun, sayıca fazla olmadığı, kuvvetli bir varlık gösterememiş bulunmaları ile sabitdir. Türkiye Selçuklu hükümdarlarının, Abbâsîler ve Eyyubîler gibi, Türk memlûku tedarik etmeye ehemmiyet verdiklerine dâir deliller yoktur. Halbuki Kıpçak memlâkleri'ni temin etmek için en müsait pazar Selçuklu ülkesindeki Sivas şehri idi. Bu husus, Rum kölelerinin yapılan fetihler ve Türkmen akınları sonucunda çok daha ucuza elde edilmeleri ile ilgili olsa gerektir.
Alaaddin keykubat moğol saldırısından kaçan Türkmenleri, Selçuklu devletinin sınır bölgelerine yerleştirdi. Amaç bu grupların ülke içinde karışıklık çıkarmasını önlemek ve olası saldırılara karşı sınır devriyesi oluşturmaktı. Sınır boyundaki Türkmenler'e “Uç Türkmeni” deniliyordu. Bunlar gösterdikleri faaliyetler ile o kadar büyük bir şöhrete sahip olmuşlardı ki, Müslim ve gayrı Müslim bütün eserlerde onlardan bah­sedilir. Hatta eski müelliflerden bazıları uç (türkçe: sınır) sözünü onların adları sanmışlardır. Selçuklular'ın Eyyubîler'e karşı olan sınır bölgesindeki Türkmen nüfusu yeni gelenler ile pek yoğunlaşmıştı. 1240 yılındaki Babaîler isyanını bu Türkmenler çıkarmış idiler. Bunların Elbistan, Maraş ve Malatya'nın ormanlık bölgelerinde yaşayanlarına XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren “Ağaç Eri” adının verildiği görülüyor. Bu Türkmenler Moğollar tarafından da yakından tanınmışlardı. Hattâbu yüzden Ağaç Eriler, eski zamanlardan beri mevcut, bir Türk kavmi sanılmıştır.
Türkmenlerin Anadolu’ya İlk Göçü
Gurmağun, karargâhını Muğan ovasında kurdu. Askerlerinin bir bölüğü de Erran'da yurd tuttu. Her iki bölge de otu bol, su­vatları çok ve aynı zamanda kışlamak için pek elverişli yerlerdi. Mo­ğolların gelişi üzerine, adları geçen her iki bölgede, Selçuklu devrinden beri yaşamakta olan çok kalabalık sayıdaki Türkmenler Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldılar.