Hayat tahayyül edebildiğimiz kadardır. Bütün dünyası tarlasından ibaret olan köylünün gözünde, o tarla bir imparatorluktur. Caesar'ın gözünde ise azımsadığı İmparatorluğu topu topu bir tarla kadardır. Fakir insanın bir imparatorluğu var, güçlü olanın ise altı üstü bir tarlası.
Her şey dışardan gelir; belki insan ruhu da, bir gübre yığınından başka bir şey olmayan bedenimizi topraktan ayıran, parlayan bir güneş ışığıdır sadece.
İhtiyaç duyduğumuz şeyleri istememiz insanca bir davranıştır, yalnızca gerekli olanı değil, arzulanır bulduğumuz şeyleri istemek de insancadır. Hastalıklı olan, gerekli olan ile arzulanır olanı aynı şiddetle arzu etmek, kusursuzluk özlemi yüzünden, ekmeksiz kalmış gibi acı çekmektir. Romantizm hastalığı budur işte sankı sahip olmanın bir yolu varmış gibi Ay'a göz dikmek.
Yapaylık doğal olandan tat almanın bir yoludur. O uçsuz bucaksız tarlalardan, burada yaşamadığım için zevk aldım. İnsan baskı altında yaşamamışsa, özgürlüğün değerini ölçemez.
Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.