Sessizliğe o kadar hasret kaldım ki eğer mümkün olsa uçsuz bucaksız bir diyarda elimde kalemim, önümde mürekkeple bezenmiş sayfalarımla, kelimeleri raks ederek sade bir hayat yaşamak isterdim.
Bu hayatın gösterişten uzak, özentiden yoksun, aydınlığın en güzel tonuyla ve karamsar binaların somurtkan bakışları yerine doğanın güler yüzüne karşı içli dışlı oluşumla ruhumu dinlendirir, göğsümde biriken o ince sızıntıyı bir nebze de olsa hafifletmeye çalışırdım.
Hayal kırıklıklarımın bende yarattığı travmalarımı zihnimin kuytu köşesine saklar bunların bir daha canımı yakmaması için sükûnetin en derinine inerdim.
O derinlikte kendimi dinler, kendimle barışır ve gene kendime dönerdim.
Tıpkı eski ben oluşum gibi, tıpkı ben yine benmişim gibi..