Son 2 ay ki ekonomik buhranla, Türk parasının bir anda değerinin 2 katı düşmesine rağmen caddeler, sokaklar kalabalıktı. Bana her zamanki gibi, bütün bu insanların nereye gittiklerini düşündürdü, edebiyatın ne gereksiz bir iş olduğunu hatırlattı...
Bütün hayatımı bir odada geçirebilirim. Bu benim için bir kayıptır elbette. Ama isterim ki, yazdığım kitap da, bütün hayatını bir odada geçirmiş birinin kitabı olsun. Ben böyle bir hayatı istediğim için yazar oldum. Hayat denilen ve akıl karıştıran o karmaşaya adımlarımı atmak da çekingendim. Çekingenlikten çok sıkılgandım. Başkalarının zevk aldığı anlar da, bu anlardan onlar kadar zevk alamayan biriydim. Bütün kış kıyıda durmuş bir sandalı kıyıya indirmenin zevki... Ben de zevk alabilirim bundan ama bir süre sonra içimden bir sesin bana ''odana git, odana git ve hayal kur'' diyeceğini bilirim. Bu nedenle ben sandalı suya indirir ve hemen eve dönerim.
Spoiler
Hangi dönemden geçtiğimi bilemediğim zamana denk gelmiş bir kitaptır. Kafam karışıkken ve içim sıkkınken daha iyi empatiyle okudum diyebilirim. Kitap umut dolu başlıyor. Hayat gibi. Heyecanlı ve tadılmamış duygular var. Yaşamayınca bilemediğimiz ama hayalini kurduğumuz yeni iş ya da aşk hayalleri gibi. Yine de başımıza geleceğini biliriz lakin nasıl olur bilemeyiz. Hayatınızda yaşarken ince bir insansanız ve acı duymaktan zevk alıyorsanız az çok aşkla ya da işle sınanacağınızı hissedersiniz ya içten içe(niye böyledir bilmem bana bazen mutlaka kötü bir şeyler olucak hissi gelir). Werther de sonunu sezmişti. Werther yapısı gereği başka bir aşkı yaşayamazdı sanki. Okurken salak bu adam dediğim oldu ama sonra da onu tanımış olduğum için normal de karşılamaya başladım. Ve sonunu bile bile okudum. Hatta takdir ettim. Böyle bitmese ee nerde bunun acısı derdik çünkü biliyorum. Biz insanlar 'madem bu kadar aşıktı' dicektik kesin ve 'kendini öldürseydi' diye devam edicektik.