monet

monet
@Ayasofya2
samanalti.com Yolları büsbütün kesse de zulüm Esip dursa da acının çöl ayazı Hangi dağ efkarlıysa oradayız, Perişan edilen her şey bizimdir." (...) adilmedya.com/haber/arkasayfa...
Şükrü Erbaş, Bir Kardeş Mavi
Canı cehenneme rahat uyuyanın Kapısını örtenin perdesini çekenin Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın Duvarları ancak çarpınca görenin Canı cehenneme başkasının yangınıyla Evini ısıtıp yemeğini pişirenin. Bahçesine dek gelen alevleri Şehrayin sanan aptalın Canı cehenneme, camlarında Parçalanmış cesetler uçarken Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın. Mutfakla yatak odası arasında Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı Yılgınlıkla yenilgisi arasında Dünyayı tüketenin canı cehenneme. Orda dağlar bir mezarlık Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm Orda evler oda oda kanarken Burda yeşerenin canı cehenneme. Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin Ey zulümle yükselen başarı Ölü sayısına endeksli maaş; Uzun masallar ardında mağrur Boynunda ölüm çanıyla oturan güç Senin de senin de canın cehenneme Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"İşte bu cümle, bu ülkede "herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı" suçlara açılmış bir kapı gibi. Yalnızca bir cinayeti değil, sistematik suskunluğu anlatıyor. Cinayetlerin failleri kadar, suskun seyircilerinin de sorumluluğunu sorguluyor. Çünkü Türkiye'de cinayetler bazen kurşunla değil, susarak da işlenir. Bu noktada akla Gabriel García Márquez'in Kırmızı Pazartesi romanı geliyor. Orada da bir cinayetin işleneceği herkes tarafından bilinir, herkes duymuştur, hatta failler açıktan açıklar; ama yine de kimse engel olmaz. Çünkü düzen, alışkanlık ve korku, eylemin önüne geçer. Herkes biliyordur, ama kimse durdurmaz. İşte Behzat'ın "bu adamın öldürüleceğini herkes biliyordu" cümlesi, tam da bu Latin Amerika gerçekçiliğini Ankara'nın kalbine taşır. Kırmızı Pazartesi'de işlenen suç, toplumsal kayıtsızlığın sessiz ortaklığıdır. Çekiç ve Gül'de de durum farklı değil. Gerçek suç, tetiği çekenin değil, susanın ellerinde birikir."
"Felsefenin aksine sanat, nesnelerin onları tanımamızı sağlayan alışıldık parçalarını ya da, onların bütününü referans almaz, aksine onları ortadan kaldırır. Sanatın yöntemi, parçalarla bütün arasında görünmez olan ilişki ağını felsefeden farklı olarak akılla değil, duyularla alımlanacak bir duygusallıkla biçimlendirmektir. Sanat sinir uçlarına dokunacak temsilleri arar ve bu temsillerin temsil ettiklerinden yola çıkması ya da onlara benzemesi gerekmez, temsil ettiklerinin ilişki ağlarını görünür/duyulur/hissedilir kılması yeterlidir. Dahası gerçek amacı budur. Sanat, bir nesnenin aslından uzaklaştırılarak, başka bir nesnenin ya da nesneler grubunun temsili olma hizmetine verilişidir. Bir mermer, heykel olduğunda ödevi mermerden uzaklaşarak, temsil ettiği nesneye yaklaşmaktır. Michelangelo'nun Davut heykelinde, sanatın malzemesi mermer artık bir cevher görevinde değildir, Davut'un rasyonel olarak dile getirilemeyecek temsil ettiği değerlere/utkulara/tutkulara/duygulara vekalet eder. Nesne, ona anlam veren ve herkes tarafından tanınabilir olmasını sağlayan özelliklerinden sıyrılır. Tanınmaz fakat hissedilir anlam/bağlam/atmosfer inşasına koyulur."
"Veriler arasında sonsuz sayıda ilişki kurmak mümkündür ancak pek çok toplumsal, kişisel ve biyolojik kısıt bu ilişki sayısını sınırlar. Bu sınırlamalar bazen o kadar serttir ki, kişi bir sınırlama olduğunu fark edemediği gibi, sınırlamanın dışına hiçbir şekilde çıkılamayacağına da ikna olur. Onu ikna eden, çoğu kez açık bir tehdit ya da dolayımsız bir şiddet değil; çeşitli alışkanlıklar, varsayımlar, ön yargılar ve transfer edilebilir fikirlerdir. Bu soyutlamalar bazen mitlerle, bazen dinle, bazen de bilimle ifade edilirler; kamusal bir anlatı yakalayarak kitleselleşirler. Bireyin özgün fikri olmanın ötesine geçerek, toplumsal kanaatlere, düşüncelere, yaklaşımlara ve görüşlere dönüşürler. Böylesi yaklaşımlar birbirlerini dışlarlar fakat arzuları benzerdir: diğer tüm olasılıklara kapılarını kapatarak kendi lehlerine bir tekel kurmak."
"Yaptığım hiçbir şeyi değiştirmeden hayatımın değişmesini istiyorum. Bu farkında olduğum bir aptallık"