"İşte bu cümle, bu ülkede "herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı" suçlara açılmış bir kapı gibi. Yalnızca bir cinayeti değil, sistematik suskunluğu anlatıyor. Cinayetlerin failleri kadar, suskun seyircilerinin de sorumluluğunu sorguluyor. Çünkü Türkiye'de cinayetler bazen kurşunla değil, susarak da işlenir.
Bu noktada akla Gabriel García Márquez'in Kırmızı Pazartesi romanı geliyor. Orada da bir cinayetin işleneceği herkes tarafından bilinir, herkes duymuştur, hatta failler açıktan açıklar; ama yine de kimse engel olmaz. Çünkü düzen, alışkanlık ve korku, eylemin önüne geçer. Herkes biliyordur, ama kimse durdurmaz. İşte Behzat'ın "bu adamın öldürüleceğini herkes biliyordu" cümlesi, tam da bu Latin Amerika gerçekçiliğini Ankara'nın kalbine taşır. Kırmızı Pazartesi'de işlenen suç, toplumsal kayıtsızlığın sessiz ortaklığıdır. Çekiç ve Gül'de de durum farklı değil. Gerçek suç, tetiği çekenin değil, susanın ellerinde birikir."