“Bazı insanlar kaybolmaz, sadece kendilerini sessizce ararlar.”
Lila bir sabah, hiç bilmediği ama çoktandır içinde yaşattığı bir sessizlikle uyandı.
Her şey yerli yerindeydi, ama bir şey eksikti. Belki bir ses, belki bir his, belki de sadece kokusu unutulmuş bir anı.
Zamanla öğrendi ki bazı boşluklar dolmaz. Bazı yaralar kabuk bağlamaz ama can da yakmaz artık.
İnsan büyüdükçe, kırıklarının içindeki ışığı anlamaya başlar.
“Lavanta”, dışarıdan bakıldığında sıradan bir kadının; ama içerden bakıldığında ruhunun derinliklerine inmeyi göze almış bir insanın hikâyesi.
Kendi geçmişiyle yüzleşen, sessizliğiyle konuşmayı öğrenen, eksik kalmış duygularını tek tek tamamlayan birinin içsel yolculuğu.
Ve lavanta…
O hep oradaydı.
Toprağın altında, tenin kokusunda, rüzgârın içinde.
Sadece görülmek ve duyulmak istiyordu.
Tıpkı Lila gibi.
Tıpkı senin gibi.
Ve belki sen, bu sayfalarda kendinden sakladığın bir ‘sen’ bulacaksın…
Her insanın içinde bilmediği bir renk vardır. Sen hangisisin?
AYBULCE