Hiçbir zaman hayatı böyle ele geçmez, böyle gülmez, hain bir şey olarak bilmemişti, o hayatını geldiği gibi yaşamamıştı. Sonra, onu kendine uydurmak mecburiyetı çıkınca öğ-renmeye, tanımaya başlamış, tanıdım dediği yerde yine meçhul bularak sonunda onun anlaşılmaz bır muamma, bütün çaresizlikten oluşmuş acı bir muamma olduğunu görünce dehseti artmıştı.
Şimdi, şimdi artık bu hayata karşı bir kin ve gazap hissediyor bir şey yapamamak imkânıyla büyüyen bu kin, onu acı, zalim yapıyordu. Ne kadar aldanmış olduğunu, hayatını güzel ve mesut bir hayat diye görmekten ziyade öyle devam edecek, öyle devam etmemek için hiçbir sebep yok diye inandığı için ne kadar budalalık etmiş olduğunu, bir gün, sadece kalbin yorulduğu, ruhun usandığı için her şeyin değişip insanın yabancı bir muhit, yabancı bir hayat içinde, hatta o zamana kadar bile aldanarak yaşadığını kabule mecbur kaldığını görüyor, her şeyi şimdi anlıyordu.
O hiç düşünmemiş, buna ihtimal vermemişti; ruhu daima bir halde kalacak, kalbi ölünceye kadar öyle vuracak zannetmişken iște ona da o yaş, o her şeyi en hakiki rengiyle görüp anlamak yaşı geldiğini görüyordu.
Bir mana, bir sebep veremediği sıkıntıların hep alıştığı hayatın artık ruhuna yetmediği için ortaya çıktığını ve nihayet şimdi ruhunun kıymetli gıdasını bulduğu zaman, o hiçbir şeyi bilmeden düzenlenip kabul edilmiş hayatın bağlarıyla bağlanarak bu yeni saadeti reddedip uzaklaştırmaya mecbur olduğunu görmek kendisine acı geliyordu. Ah, tekrar hayatına başlamak mümkün olsaydı...