Hiç bir zaman özgürce dışarı çıkabilenlerden olamadım ben. Bilirsin, içim keder doludur benim. Karanlıktır. Vahşettir. Belki kan. Kötü olan her şeydir içim. Eğer çıkarsam dışarıya... çıkabilirsem... bir kaldırıma oturmak zorunda kalırım, belkide yatmak. Bilirsin, içim ağır gelir bana. Omzuma. Sırtıma. Dünyama. Dünyam var mı o da ayrı bi konu. Bu dünya kimin dünyası. Kimin dünyası kim ? Neyse konumuz bu değil. Kaldırıma atarım işte kendimi. Ölü gibi yaşayan ceset gibi atarım. Ağlarım. Tüm dünyayı sükunete boğacak şekilde ağlarım. Ama işte bunu yapamam... çıkamam dışarıya. bi kere insanları sevmiyorum. Zaten onlarda benden korkar. Hem odamın karanlığına alıştım ben. Duvardaki korkunç tablo dışında görebileceğin hiç bir suret yok hayatımda. İnsanlar korkuyor benden işte. Belkide gerçekten içimin çirkinliği yüzüme yansıyordur... kim bilir. neyse bunun bi önemi de yok artık. Bilirsin ölümden başka hiç bir şeyin önemi yoktur hayatta. Olurda bir gün dışarı çıkarsam ve olurda bir kaldırıma atabilirsem kendimi, tüm insanlık adına ağlayacağım. Şimdi, sadece içimdeki kaldırımları kinle dolu gözyaşlarımla ıslatıyorum. Hepsi bu kadar.