Derin bir yalnızlık çöreklendi içime. Yarı ölü sayılırdım; hayattakilerle aramda aşılmaz bir duvar yükselmişti. Ne yaşayanlar beni anlayabiliyordu ne de ölüler sesimi işitebiliyordu. Belki de bu derin yalnızlığın tesiriyle, uzun uyku hikâyesine bel bağlamak yerine ateşi düşünmeye başladım. Boşluktan korkuyordum sanırım; hayatın böylesine nafile oluşu fikriyle baş edemiyordum. Ateşte yanıp kül olmayı bile, sonsuz bir hiçliğin ortasında kaybolmaya tercih ediyordum...