Eğer içki içip fahişelere para ödeyen bir serseri olsaydınız, belki de bir tehlike söz konusu olmazdı. Çünkü o zaman herkes sizi aşağılar, hor görürdü. Fakat sizin kusursuz ve yüksek ahlaklı olduğunuz, hatta yetenekli bir dahi olduğunuz söyleniyordu. İşte tehlike buradaydı.
Sıkı sıkı derdiniz ki: "Hayat güller serpilmiş bir yol değildir. Bir savaştır; savaşmalıyız."
Fakat sizi harekete geçiren şey aslında savaş değil, yıkımdı. Yıkım arzusuydu. Her şeyi yıkıp yok etmekten mutluluk duyuyordunuz. Sizi seven gençlere acı ve ıstırap çektirip sonunda onları mahvetmeden rahat edemiyordunuz. Buna karşılık, siz kesinlikle yıkılmadınız. Bu korkunçtu. Tehlikeliydi.