Ölüm, bizi Allah’ımıza kavuşturan en ulvi hadisedir. Dünyaya geldik, O’nun eserlerini gördük, O’nun emirlerindeki isabete inandık. O’nun eserlerine gönlümüzden vurulduk.Şimdi de sevine sevine O’na kavuşmayı özlemeliyiz. Ölüm kâfirler için bir azap, bir ızdıraptır. Müslümanlar için bir sürur ve saadet olmalıdır.
Şeyh Ahmed Rufaî henüz yedi yaşında bulunan Mehmed Kemal’in elinden tutup mübarek cenazenin yanına gelerek “Oğlum babanın mübarek elini kokla!” dedi. Sonra da “O mübarek koku ancak şehadet mertebesine erenlerde zuhur eden bir rahiyadır ve muhakkak ki senin baban Allah’ın en makbul kulları olan mübarek şüheda kafilesinin alemdarlarından biridir.” diyerek çocuğun başını okşadı.
Medine’de Şamil’den yaşça çok büyük, Hazreti Peygamber’in soyundan gelen büyük bir makam sahibi şerif ve seyitlerin reisi bir zat vardı ki son yıllarını yatağında geçiren ve hiçbir yere çıkamayan bu zat, bir gün yatağından doğrularak Şamil’i ziyaret arzusunu beyan ettiğinde, koltuklarında evlatları bulunduğu halde Şamil’in yanına getirilen bu mübarek ihtiyar, bu büyük kahraman ve gazinin eline kapanır.İmam Şamil, gözünden yaşlar boşanarak bu zatın omuzlarından öperek, göğsüne basarak ayağa kaldırdığında bu Peygamber torunu şöyle söyler:”Dün gece rüyamda cedd-i muazzam Muhammed’i(a.s)’ı gördüm. Bana ‘Ey nakibim! Orada en büyüğünüz ve muhterem misafiriniz Şamil’dir.’ dedi.”