Kağıt kesiği diye bir kesik vardır
Yara olmaz
Kan olmaz
Ama bir o kadar da acısı vardır
Bazen diyorum aşk acısı kağıt kesiğine benzer yara olmaz kan olmaz ama acısı tarif edilemez
Acı çekmek için yaraya gerek yoktur
Kanamadan acı çektiren o kadar çok yara vardır ki tahmin bile edemezsiniz
İnsanoğlu yüreğinde taşır bu acıları
Bir süre sonra acısının dindigini düşünürsünüz ama tam tersinedir o acı dinmez o yara kapanmaz pusuda bekliyordur avını bekleyen bir aslan yada aniden yaraya dökülen bir tuz gibi birden olur herşey tekrar acır
Bazen yolda yürürken birden ona benzetirsiniz birini
Yada yanınızdan geçen biri onun parfümünü kullanmıştır
Biri onun gibi güler
Birinin sesi ona benzer
Yada bir kitap arasında onun kuruttuğu bir çiçek denk gelir bir fotoğrafı da olabilir cüzdanında taşıyamamış kitabın arasına koymuşsun dur çıkar karşına aniden tekrar başa dönersin o gittiği ilk güne
Bazen de hiç bir şeyin olmasına gerek yoktur acı kendini hatırlatmak ister sonra yalnızlaşırsın karanlığa gömersin kendini pencereden dışarıyı izlersin günlerce bütün o gidişleri tekrar tekrar yaşarsın kafanda yaralarını vücudunda izi olmayan yaralarını kendin sarmayı öğrenmişsen eğer kimseye ihtiyaç duymazsın artık tek başına onunla birlikte gittiğiniz yerleri gezersin onunla kahve içtiğiniz cafeye birlikte oturduğunuz ağacın altına oturmaya gidersin tekrardan yaşarsın onu onsuz bir yaraya ikiden fazla tuz basarsanız eğer ilki kadar yakmaz canınızı bunu öğrenmiş olursunuz buna alışmak mı yoksa unutmak mı denir bilmiyorum ama seni unuttum diyemem çünkü bugün bile saçı sana benzeyen birini iki kilometre takip edip sen olmadığını anlayınca kan ter içinde eve geri dönünce anladım yara artık eskisi gibi acımasada hep sızlarmış onu öğrendim