Peygamberler ne zaman 'insan'a baksalar, kendiliğinden,
yeryüzündeki varlığı ayrılmaz bir şekilde kendi halkıyla iç içe
geçmiş olan 'tanrı'yı düşünmekteydiler.
Filistin ve Babil halkı hiç bir
zaman yaptıkları tanrı heykellerinin bizzat kendilerinin kutsal
olduklarına inanmadılar, hiçbir zaman bir heykel karşısında,
sırf bir heykel olduğu için eğilmediler. Heykel tanrının bir
simgesiydi.
Aristoteles çok derin bir entelektüel eksiklik
duygusuna sahipti, hiç kimsenin gerçeği tam olarak
kavrayamayacağı, ancak kollektif anlayışımıza küçük bir
katkıda bulunabileceğini ısrarla vurgulamaktaydı
Hindistanda tanrılar artık kendi inananlarınca dışsal birer
varlık olarak görülmüyorlardı; bunun yerine insanlar gerçeği
içsel olarak kavramanın peşindeydiler ( yoga gibi)