"Doğru. Nefretin, aşkın ve ölümün üzerimize, kutsal cuma'nın alev dilleri gibi indiğine inanıyordum. İnsanın nefretle ya da ölümle ışıyabileceğini sanıyordum. Nasıl yanılmışım. Evet 'nefretin ' gerçekten var olduğuna, gelip insanlara eklendiğine, onları kendilerinin üzerine yükselttiğine gerçekten inanıyordum. Oysa, nefret eden benden başka, seven benden başka bir şey yok ortada. Üstelik şu ben, hep aynı şey; uzayan, bir türlü sona ermeyen bir hamur parçası... kendine öyle benziyorki insanların nasıl olupta adlar yarattıklarına, ayrımlar gözettiklerine şaşmamak elden gelmiyor."
Düşüncem, benden başka bir şey değil. Bu yüzden duramıyorum. Düşündüğüm ile varoluşmaktayım. Oysa düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Şu anda bile varoluşmaktaysam, bu varoluşmaktan ürküntü duymamdan ötürüdür.
Şimdi varolandı, şimdi olmayan hiçbir şey varoluşmuyordu. Geçmiş var olan bir şey değildi. Hem de hiç değildi. Ne eşyada, hatta ne de düşüncemde varoluşmuyordu. Kendi geçmişimin benden kaçmış olduğunu çoktan beri anlamıştım. .....