Bahri Destan

Bahri Destan
@BaDe56
Yazarlığa yeni ve küçük adımlar atmaya niyetli bir edebiyat öğretmeni
Edebiyat öğretmeni
Lisans
Türkiye
9 okur puanı
Şubat 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Paylaştıkça Çoğalır
"Sevgi, paylaşınca eksilmez. Ama saklanınca hastalık olur."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Denge önemlidir
Sevgi, su gibidir Fazlası boğar, eksikliği kurutur...
Alıntı
Kitap Tercihi
Sizin en beğendiğiniz kitaplar hangileri yorumlarda buluşalım
1000Kitap
Solanlar Naranın Kalbi
Eskiden ölüm, zamanla gelirdi. Yaşlanarak, hastalanarak, tükenerek... Ama bu dünyada ölüm, önce kalpten başlıyordu. Daha doğrusu, sevgisizlikten. “Solmak” derdi bu dünyanın eskileri. Birinin içindeki sevgi azaldığında, gözleri kararır, teni solar, sesi incelirdi. Bir süre sonra beden de buna ayak uydururdu. Damarlar büzüşür, sinir uçları donardı. Kalp hâlâ atardı ama artık bir anlamı kalmazdı. Kimse sevgisiz yaşayamıyordu. Sistem, yıllar önce bunu fark etmiş ve böylece Duygusal Denge Yasası doğmuştu. Herkesin sevgi düzeyi takip altına alındı. Cilt altına yerleştirilen mikro alıcılar, kalpten yayılan titreşimleri ölçüyordu. Renk kodlarıyla sınıflandırılmıştı insanlar: Mavi – Denge. Sarı – Düşüş. Kırmızı – Kritik. Kırmızıya düşen birinin uzun süre yama şansı olmazdı. Ve kırmızıya düşmenin en sık nedeni, tek bir şeydi: Sevilmediğini hissetmek. Bu dünya, “Kalp Uyum Yasası” adı verilen kadim bir kuralla yönetiliyordu. Kimsenin seçmediği ama herkesin yaşamak zorunda kaldığı bir yasa: “Bir kişi yalnızsa, kalbi azalır. Bir kişi sevilmiyorsa, bedeni çözülür.” Bunun bilimsel adı “Duygusal Erozyon Sendromu” olarak geçse de halk arasında buna sadece “Sönmek” denirdi. Bazen insanlar başkalarını sevmeyi bırakınca solardı. Bazen de başkaları onları sevmeyi bırakınca. Her halükârda, solan biri geri dönemezdi. Ta ki… gerçek sevgiyle yeniden çağrılana kadar. Ama bu çok nadirdi. Ölümsüzlük ise neredeyse efsaneydi. Bunun için bir kalbin gerçek bir aşkla çarpması gerekirdi. Ve bu Yalnızca bir kişide görülmüştü. Bunu bilen hiç kimse yoktu ta ki sistem
Alıntı
Naranın Kalbi
Eskiden ölüm, zamanla gelirdi. Yaşlanarak, hastalanarak, tükenerek... Ama bu dünyada ölüm, önce kalpten başlıyordu. Daha doğrusu, sevgisizlikten. “Solmak” derdi bu dünyanın eskileri. Birinin içindeki sevgi azaldığında, gözleri kararır, teni solar, sesi incelirdi. Bir süre sonra beden de buna ayak uydururdu. Damarlar büzüşür, sinir uçları donardı. Kalp hâlâ atardı ama artık bir anlamı kalmazdı. Kimse sevgisiz yaşayamıyordu. Sistem, yıllar önce bunu fark etmiş ve böylece Duygusal Denge Yasası doğmuştu. Herkesin sevgi düzeyi takip altına alındı. Cilt altına yerleştirilen mikro alıcılar, kalpten yayılan titreşimleri ölçüyordu. Renk kodlarıyla sınıflandırılmıştı insanlar: Mavi – Denge. Sarı – Düşüş. Kırmızı – Kritik. Kırmızıya düşen birinin uzun süre yama şansı olmazdı. Ve kırmızıya düşmenin en sık nedeni, tek bir şeydi: Sevilmediğini hissetmek. Bu dünya, “Kalp Uyum Yasası” adı verilen kadim bir kuralla yönetiliyordu. Kimsenin seçmediği ama herkesin yaşamak zorunda kaldığı bir yasa: “Bir kişi yalnızsa, kalbi azalır. Bir kişi sevilmiyorsa, bedeni çözülür.” Bunun bilimsel adı “Duygusal Erozyon Sendromu” olarak geçse de halk arasında buna sadece “Sönmek” denirdi. Bazen insanlar başkalarını sevmeyi bırakınca solardı. Bazen de başkaları onları sevmeyi bırakınca. Her halükârda, solan biri geri dönemezdi. Ta ki… gerçek sevgiyle yeniden çağrılana kadar. Ama bu çok nadirdi. Ölümsüzlük ise neredeyse efsaneydi. Bunun için bir kalbin gerçek bir aşkla çarpması gerekirdi. Ve bu Yalnızca bir kişide görülmüştü. Bunu bilen hiç kimse yoktu ta ki sistem