Baran kaya profil resmi
Allah'ın Dünyasında Allah'ın dediği olmalı
http://www.instagram.com/@barnkya
Lisans
Istanbul
Erkek
29 okur puanı
26 Mar 2019 tarihinde katıldı.
  • İleri islâm toplumunda, Araplar, Farslar, Suriyeliler, Mısırlılar, Mağripliler, Türkler, Çinliler, Hitliler, Bizanslılar, Yunanlılar, Endonezyalılar ve Afrikalılar gibi uluslar ve ırklar biraraya gelmişlerdi. Bunlar islâm toplumunun inşası ve islâm uygarlığının kurulması uğruna kenetlenmiş, dayanışmalı ve uyum içinde çalışmak üzere bütün özelliklerini birleştirmişlerdi. Hiçbir zaman bu büyük uygarlık, bir “Arap uygarlığı” olmamıştı, her zaman “islâm uygarlığı” olarak kalmıştı. Hiçbir zaman “milliyetçi” bir uygarlık olarak belirmemişti her zaman “inanç” uygarlığı olarak belirmişti.
    Hepsi de eşit düzeyde, sevgi bağıyla ve tek bir yöne yöneldiklerinin bilinciyle biraraya gelmişlerdi. En üstün yeteneklerini harcamış, ırklarının en köklü özelliklerini ön plana çıkarmışlardı. Herbirinin eşit düzeyde bağlandıkları bu biricik toplumun inşası için kişisel, ulusal ve tarihsel deneyimlerinin kazandırdığı yetenekleri biraraya getirmişlerdi. Bu toplumda onları, tek ve ortaksız Rabblerine bağlayan ve hiçbir engelle karşılaşmaksızın “insanlıklarını” ön plana çıkaran inanç bağı birarada tutuyordu. Tarih boyunca gelmiş geçmiş hiçbir toplum bu şekilde tüm bu özellikleri bünyesinde barındırmamıştır kuşkusuz. Örneğin değişik ırktan birçok insanı barındıran insan topluluklarının en eskisi Roma İmparatorluğu’dur. Bu imparatorluk gerçekten de değişik ırkları, farklı dilleri ve birçok. ülkeyi kapsamıştı. Ancak bu beraberlik hiçbir zaman insanlık bağlarına dayanmamıştı. İnanç gibi yüksek bir değerde somutlaşmamıştı. Bu imparatorluk bir yönden sınıf esasına dayanan bir toplumdu. Seçkinler ve köleler sınıfı vardı. Bir yönden de ırkçı bir toplumdu. Genelde Romalılar’ın egemenliği, diğer ırkların da köleliği esasına dayanıyordu. Bu yüzden hiçbir zaman islâm toplumunun eriştiği ufuklara ulaşamamıştır. İslâm toplumunun devşirdiği meyveleri devşirememiştir.
    Aynı şekilde yakın çağda da değişik ulusları biraraya getiren milletler toplulukları kurulmuştur. Örneğin Britanya İmparatorluğu… Ne var ki, o da mirasçısı olduğu Roma toplumu gibi ırkçı ve sömürgeci bir imparatorluktu. İngiliz ulusunun üstünlüğüne ve imparatorluğun sınırları içindeki sömürgelerin sömürülmesine dayanıyordu. Avrupa’da kurulan tüm imparatorluklar aynı özellikleri taşıyordu. Bir zamanlar kurulan İspanyol İmparatorluğu, Portekiz İmparatorluğu, Fransız İmparatorluğu gibi. Hiçbiri o aşağılık, iğrenç ve çirkef dolu düzeyden kurtulamamıştı.
    Komünizm de ırk, ulus, ülke, dil ve renk engellerini aşıp yeni bir toplum tipi meydana getirmek istedi. Ne var ki, bu toplumu evrensel “insani” temellere dayandırmadı. Bu toplumu “sınıf” temeline dayanarak kurdu. Bu toplum da eski Roma toplumunun değişik bir görünümüydü. O toplum “seçkinler” sınıfının egemenliğine dayanıyordu. Bu toplum da ezilenlerin (proleteryanın) egemenliğine dayanıyordu. Bu toplumu birbirine bağlayan unsur, diğer sınıflara yönelik korkunç kindir.
    Böylesine bayağı bir toplum yapısının insanın oluşumundaki en değersiz unsuru istismar etmesinden başkası beklenemezdi. Bu toplum en başta sadece hayvansal özellikleri ön plana çıkarma ve onları geliştirip sağlamlaştırma esasına dayanmaktadır. Buna göre insanın temel istekleri yeme, barınma ve cinsel güdüleri tatmin etmektir. Oysa bunlar başta gelen hayvani isteklerdir. Yine komünizme göre, insanlık tarihi karın doyurma peşinde koşma tarihidir!..
    Kuşkusuz islâm, insanın en temel özelliklerini ön plana çıkaran ve insan toplumunun yapısında bu özellikleri geliştiren ve yücelten ilahi sistemiyle eşsizdir ve hep eşsiz kalacaktır. Dolayısıyla islâmdan sapıp, ırk, toprak ve sınıf gibi pis ve adi temellere dayanan diğer sistemlere yönelenler, insanın gerçek düşmanıdırlar. Bunlar “insanın” şu evrende yüce Allah’ın yarattığı gibi insanî özellikleriyle ön plana çıkmasını istemiyorlar. İnsanlık aleminin, bünyesindeki ırkların, en son noktasına kadar kaynaşmış ve uyum içindeki yeteneklerinden, özelliklerinden ve deneyimlerinden yararlanmasını istemiyorlar. Bunlar aynı zamanda akıntıya karşı yüzüyorlar: İnsanın yükseliş çizgisine karşı hareket ediyorlar. Amaçları, ağıl ve otlak gibi “hayvanların” etrafında birleştikleri duruma benzer temeller etrafında, insanları da birleştirmektir. Yüce Allah’ın insanı yükselttiği ve gerçekten “insanların” etrafında birleşmelerine yakışan bu ulu makamdan sonra onların insana uygun gördükleri bu iğrenç düzeydir.
    Garip olanı da, üstün insanî özellikler etrafında birleşme hareketinin tutuculuk, taassup ve gericilik olarak adlandırılması, bunun yanında hayvanlarınkine benzer özellikler etrafında birleşme eyleminin de ilericilik, yükselme ve devrim olarak adlandırılmasıdır. Değerlerin ve ölçülerin böylesine tersyüz edilmesidir şaşılacak olan. Bütün bunlar, insanın en yüce özelliği olan inanç temeline dayalı bir toplum kurmaktan kaçmak içindir elbette.
    Fakat Allah, iradesini gerçekleştirmede etkin olandır. İnsanlık hayatındaki cahili ve hayvanî alçalış için süreklilik söz konusu değildir. Mutlaka Allah’ın dilediği olacaktır. Bir gün gelecek insanlık, toplumsal yapısını yüce Allah’ın insanı onurlandırdığı ve ilk müslüman toplumun etrafında birleştiği, böylece tarihteki eşsizliğini ve üstünlüğünü elde ettiği temele dayandırmaya çalışacaktır. Kuşkusuz ilk müslüman toplumun tablosu hep ufuklarda parlayacaktır. İnsanlık bir zamanlar eriştiği bu yüce doruklara doğru bir kez daha yol alırken, hep bu toplumu gözönünde bulunduracaktır.
  • Ne var ki, insanın insana egemenliği esasına dayanan, böylece varlık bütününden kopan, insan hayatının isteğe bağlı yönüne hükmeden sistemi ile fıtri yönüne hükmeden sistemi arasında çatışma meydana getiren cahiliye… Bütün peygamberlerin tek ve ortaksız Allah’a teslim olma davasıyla karşıladıkları, yine Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- Allah’dan getirdiği mesajla karşı koyduğu cahiliye… Evet, bu cahiliye hiçbir zaman, sadece bir “teori” olarak belirmez. Hatta çoğu zaman cahiliyenin kesin anlamda bir “teorisi” de olmaz. O her zaman organik bir yapıda somutlaşır. Bir toplumun varlığında somutlaşır cahiliye, o toplumun rejimine, düşüncelerine; değer yargılarına, kavramlarına, duygulàrına, gelenek ve göreneklerine uyma şeklinde belirir. Cahiliye, bireyleri arasında bu denli bir ilişki, bir dayanışma, uyum, dostluk ve organik yardımlaşma bulunan örgütlü bir toplumdur. Bu özellikler o toplumu bilinçli ya da bilinçsiz olarak varlığını korumaya, rejimini savunmaya, herhangi bir şekilde bir varlığı ve rejimi tehdit eden tehlikeli unsurları ortadan kaldırmaya yöneltir.
    Cahiliye, sadece bir “teori” olarak belirmediğinden, daha çok, işaret ettiğimiz şekilde hareketli ve örgütlü bir toplumun varlığında somûtlaştığından, bu cahiliyeyi ortadan kaldırma ve insanları bir daha Allah’a döndürme eyleminin sırf bir “teori” olarak belirmesi normal değildir ve hiçbir yarar sağlamayacaktır. Böyle bir durumda, ondan üstün olması bir yana, fiilen varolan, organik ve hareketli bir kitle tarafından uygulanan cahiliyeye denk olması da mümkün olmayacaktır. Nitekim, fiilen varolan bir varlığı ortadan kaldırıp, yerine, mahiyeti, metodu, bütünü ve parçasıyla temelden farklı bir varlık yerleştirme eylemi böyle bir üstünlüğü zorunlu kılmaktadır. Daha doğrusu bu yeni değiştirme eyleminin, teorik ve pratik kuralları, ilgileri, bağları ve ilişkileri bakımından fiilen varolan cahiliye toplumundan daha güçlü, örgütlü ve pratik bir kitlenin varlığında somutlaşması kaçınılmazdır.
    İslâmın tarih boyunca dayandığı teorik temel; “Allah’dan başka ilah olmadığına” şahitliktir. Yani yüce Allah’ı ilahlıkta, rabblıkta, yönetimde, otoritede ve egemenlikte bir kabul etmektir… Bu konularda O’nu, vicdanda, inanç ve davranışlarda, ibadet ve hayatın realitesinde şeriat açısından bir kabul etmektir. `Allah’dan başka ilah olmadığına şahitlik’ etmek, ona ciddi ve gerçek bir varlık kazandıran bu eksiksiz şekilde gerçekleşmediği sürece, fiilen varolmadığı gibi, Allah’ın şeriatına göre de bir değer ifade etmez. Bu sözü söyleyenin müslüman oluşu ve müslüman olmayışı bu gerçeğe göre değerlendirilir.
    Bu temel gerçeğin teorik açıdan belirginleşmesinin anlamı şudur: İnsanlık hayatı toptan Allah’a dönmelidir. Onlar hayata ilişkin herhangi bir konuda, hayatın herhangi bir yönünde, kendi kendilerine bir karar veremezler. Daha doğrusu hayatta uymaları için Allah’ın hükmüne dönmeleri kaçınılmazdır. Allah’ın bu hükmünü de, kendilerine bu hükmü açıklayacak bir tek kaynaktan öğrenmelidirler. O da Allah’ın peygamberidir. Bu kaynak, islâmın ilk şartı olan şehadetin ikinci cümleciğinde, yani “şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın peygamberidir” cümlesinde somutlaşmaktadır.
  • İnsanları da içine alan bütün evrenin boyun eğdiği gibi, insanları da Allah’ın hakimiyetine boyun eğdirmek için gelmiştir islâm. İnsanların hayatını yönlendiren otorite, evrenin varlığını yönlendiren otoritenin kendisi olmalıdır. İnsanlar tüm evreni yöneten sistemin, otoritenin ve idarenin dışına çıkıp değişik bir sistemle, otorite ve idareyle bütünden ayrılamazlar. Aslında evreni yöneten otorite, onların hayatının isteğe bağlı olmayan kısmını da yönetmektedir. İnsanlar, doğuşları, gelişmeleri, sağlıkları, hastalıkları, hayatları ve ölümleri açısından Allah yapısı fıtri kanunlara uymaktadırlar. Aynı şekilde onlar toplumsal yaşayışlarında ve isteğe bağlı davranışlarının sonucu olarak başlarına gelen durumlarda bu kanunlara uymaktadırlar. Onlar bu konularda Allah’ın yasasını değiştirme gücüne sahip değildirler. Nitekim onlar şu evrene hükmeden, onu yönlendiren evrensel yasalara ilişkin Allah’ın hükmünü de değiştiremezler. Bu yüzden onlar, hayatlarının isteğe bağlı kısmında islâma yönelmelidirler. Bu hayatın her alanına Allah’ın şeriatını egemen kılmalıdırlar. Böylece hayatlarının isteğe bağlı olan yönü ile fıtri yönü arasında, varoluşlarının bu iki yönü ile evrenin yapısı arasında ahenk sağlanmış olur.
  • Yüce Allah bir ırkın, bir ülkenin, bir ulusun, bir sınıfın, bir ferdin veya bir halkın egemenliğini istemiyor. Sadece kendi ilahlığının, otoritesinin ve hakimiyetinin yeryüzünde yürürlükte olmasını istiyor. Yüce Allah’ın insanlara ihtiyacı yoktur. Ancak insanlık için iyiliği, bereketi, özgürlüğü ve saygınlığı garantileyen O’nun tek ve ortaksız ilahlığının yeryüzüne egemen olmasıdır.
    Fi ziliâlil Kur'ân Seyyid Kutup
  • Bir kudsi hadiste, Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    İyilik sahiplerinin bana kavuşma özlemi uzamadı mı? Gerçekten ben, onlara kavuşmayı daha çok arzuluyorum. Bana kavuşmak isteyen kimselerin özlemi benim onlara olan ihsanımdan dolayıdır. Dikkat edin! Beni isteyen, Beni bulur. Benden başkasını isteyen, beni bulamaz. Bana yönelip de benim kendisine yönelmediğim kimse var mı? Bana dua edip de duasına karşılık vermediğim kimse var mı? Benden isteyip de vermediğim kimse var mı?
  • Müslümanların Müslüman olmayanlardan bilim ve teknoloji öğrenmelerine ve onlardan yararlanmalarına tam izin vardır ama kendi yaşantılarında onları taklit etmeye çalışmasınlar.Bir ulus ancak aşağılık kompleksine düştüğü zaman başka ulusları taklit eder.Bu, yenilginin açık itirafıdır ve köleliğin en kötü biçimidir. Bunun sonu taklitçi ulusun yok olmasıdır. Bu nedenle Rasulullah, Müslümanları başka ulusları taklit etmekten men etmiştir.
    Sıradan bir insan bile bir ulusun gücünün giysi veya yaşam biçimlerinden değil bilgisi, teşkilatı ve çalışma gücünden ileri geldiğini bilir. O halde Eğer güç kazanmak istiyorsanız ulusları güçlü
    kılan şeyleri benimseyin ve onları köle yapan şeylerden uzaklaşın.
    Mevdudi-islama giriş
  • Kıyametin kopacağı gün, suçlu günahkârlar tüm ümitlerini yitirmişlerdir.
    (30/Rûm, 12)
  • 77 İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfeden (sperm) yarattığımızı görmedi mi? Ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi.

    78 Kendi yaratılışını unutarak «çürümüş» kemikleri kim yaratacak» diyerek bize misal vermeye kalkar.

    79 De ki; «Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir.

    Yasin 77-79
  • Tek başına Allah’a kul olmak insanı, ihtiraslara, arzulara kul olmaktan korur. Kula kulluktan koruyucu bir kalkandır Allah’a kulluk… Arzularına, ihtiraslarına, aynı şekilde kendisi gibi insanlara kul olmaktan kurtulmadığı sürece insan, kendisi için takdir edilen en yüksek makama hiçbir zaman ulaşamaz.
    Tek başına Allah’a kul olmaktan kaçınanlar, derhal en aşağılık kullukların kurbanı durumuna düşerler. Zaman kaybetmeden arzularının, ihtiraslarının, şehvetlerinin, tepkilerinin kulu olurlar. Anında yüce Allah’ın insan türüne diğer türlere karşı bir ayrıcalık olarak bahşettiği kendilerini frenleme iradelerini kaybedip, hayvanların düzeyine yuvarlanırlar, canlıların en kötüsü konumuna düşerler. Ancak hayvanlaşmış olurlar, hatta daha da sapıklaşırlar. Yüce Allah’ın kendilerini yarattığı şekliyle, en güzel bir yaradılışa sahipken, aşağıların en aşağısına alçalırlar.
    Aynı şekilde Allah’a kul olmaktan kaçınanlar, başka kullukların, en aşağılık kullukların çirkefine batarlar. Hayatlarını kısa görüşle, yükselme arzusuyla, aynı şekilde bilgisizlik, yetersizlik ve ihtirasla bulaşmış teori ve eğilimlerle düzenleyen kendileri gibi kulların kulu olurlar.
    Bunun yanı sıra tartışılmaz “zorunlulukların” kulları durumuna düşerler. Onlara şöyle denir: “Bundan başka seçeneğiniz yoktur. İtirazsız, tartışmasız boyun eğmeniz gerekir… Bunlar “tarihsel zorunluluklardır, ekonomik zorunluluklardır, gelişmenin doğurduğu doğal zorunluluklardır. Bu yüzden kabul etmelisiniz.” Onlar da alınlarını yere yapıştıran bu maddi zorunluluklara baş kaldırmadan, kendilerini bu aşağılık, iğrenç kulluğa mahkûm eden zorba, aldatıcı ve korkunç zorunlulukları tartışmadan benimser, boyun eğerler.
  • 52 De ki: Şayet o, Allah katından gelmiş ve siz de onu inkar etmişseniz; söyleyin bana: Derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?
    Fussilet 52
Allah'ın Dünyasında Allah'ın dediği olmalı
http://www.instagram.com/@barnkya
Lisans
Istanbul
Erkek
29 okur puanı
26 Mar 2019 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Bir Günahın Yetmiş Zararı
  • Fi Zılali'l-Kur'an - 16 Cilt Takım

Okuduğu kitaplar 79 kitap

  • Faust
  • Meva'ız-i Kudsiyye
  • Antikacı Dükkanı
  • Ekmeğimi Kazanırken
  • Anna Karenina
  • Don Kişot
  • Heidi
  • İnsan Ne ile Yaşar
  • Gulyabani
  • Perili Köşk

Okuyacağı kitaplar 4 kitap

  • İnsan Denen Meçhul
  • Fıtrat Pedagojisi
  • Cennete Otostop
  • Hatıralarım

Kütüphanesindekiler 8 kitap

  • Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
  • İnce Memed 1
  • Baba
  • Yoldaki İşaretler
  • Fi Zılali'l-Kur'an - 16 Cilt Takım
  • Şifa Ayetleri
  • Bilim Adamlarına Baş Eğdiren Kitap Kur'an
  • Hatıralarım

Beğendiği kitaplar 14 kitap

  • Meva'ız-i Kudsiyye
  • Ekmeğimi Kazanırken
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
  • Dicle'nin Yakarışı
  • Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
  • Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
  • İnce Memed 1
  • Angela'nın Külleri
  • Hayatımın Hikayesi
  • Baba

Beğendiği yazarlar 5 kitap

  • Mecdi El-Hilali
  • Malcolm X
  • Seyyid Kutub
  • Aliya İzzetbegoviç
  • Hasan el-Benna