Her şey bir tatlı bir rüya gibiydi, sert rüzgarların beni oradan oraya savurduğu zamanın bitmez tükenmez uzunluğunda. Gözlerime taktığım iyimserlik gözlüğüm herzamanki gibi görevini gereğinden fazla yerine getiriyordu. Yaşadığım tatlı acı ne varsa bir kenara fırlatıp attığım o zamanda yağmurdan kaçıp doluya yakalanacağımı nerden anlayabilirdi ki her şeyi kusursuz görmek, yapmak üzerine inşa edilmiş kendi özüm sandığım sahte benliğim..Kendini tüketene dek insanları memnun etmeye çalışan bir benlik o güne dek neyi öğrenmişse aynı şeyi yapacaktı. Kendini tüketmeyi öğrenmişti ve bunu yapacaktı.Kendini tüketip kızacak, kızgınlığı geçince kendini tüketmeye devam edecek ve onun tek ağız tadı bu olana dek yapacaktı bunu. Onun bu tadı almak için yaptıkları başka ağızlara sakız olacak, çoğu ortamda alay konusu olacak dahası olgunlaşmamış ruhların çoğu açıdan tatmin kaynağı olacaktı. Ta ki o noktaya gelinceye kadar, enerjisi tükenene kadar, pili bitene dek... Ve... Pil bitti.
Hayal kırıklıkları, hüsrana uğramış bir kalp, hangi çıkmazda olduğunu bilmeyen bir zihin, en dibi görmüş bir kişi var karşınızda şimdi... Bir son. Bunların bir sonu olmalı ya da en önemlisi bu sonların olacağı bir sistem olmalı, yok ise derhal inşa edilmeli. Ne nedir belli olmalı! Bir labirentte kaybolmaktan daha beter bir şey bu. Hem duygusal hem fiziksel hem de ruhsal açıdan en dipte olmak.. Artık bitmeli!
Değişim, ne güzel şeydir. Değişmek ne güzel şeydir. farketmek ne güzel bir nimettir. Dolmak bilmez bir bardakta bardağı taşıran son damla hangisi olur sizce? Biraz düşününce; asıl soru bardağı taşıran son damlanın ne olduğu değil de, o bardağın neden dolmak bilmez bir bardak olduğuydu.Neden bir bardak dolmazdı onca damla ile dolu olduğu halde, neden bir nokta bir sınır noktası yoktu, neden bu yürek