Bazı hikayeler bir radyo cızırtısıyla başlar, kalbinizde derin bir iz bırakır. Saraybosna’nın sokaklarından yükselen o hüzünlü ama umutlu sesini duyurmak için yazmış bu kitabı yazar. 1981’de Saraybosna’da doğan yazarımız Tijan Sila, bu otobiyografik romanıyla yaşadığı sancıları anlatmış. Küçük bir apartman dairesinde havan topu saldırılarıyla başlayan olaylar silsilesi bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını gösteriyor bizlere. Tijan, yaşadıklarını çok samimi bir şekilde anlatmış. Zaman zaman hüzünlü anlatımlarıyla gözlerimizi doldururken, zaman zaman da mizahi anlatımıyla yüzümüzde bir parça tebessüm bırakmayı da bilmiş. Savaşın gri atmosferinde bir gencin büyüme sancılarını, hayatta nasıl kalabildiğini, ne süreçlerden geçtiğini, ve ne de büyük kayıplar yaşadığını okuyoruz.
.
.
Srebrenitsa Soykırımı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük insani trajedilerden biri olarak kabul edilir. Temmuz 1995’te, Bosna Savaşı sırasında gerçekleşen bu olay, derin izler bırakmış ve uluslararası hukukta “soykırım” olarak tescillenmiştir. Resmi verilere ve kimlik tespit çalışmalarına göre, sadece birkaç gün içinde 8.372 Boşnak (erkek ve çocuk) sistemli bir şekilde katledildi. Katliamın ardından cesetler, yerlerinin tespit edilmemesi için toplu mezarlara gömüldü ve daha sonra bu mezarların yerleri iş makineleriyle değiştirildi. Bugünler de ise hâlâ bir çok kurbanın bedenine ait parçalar toplu mezarlıkta aranmakta ve yeni kimlik tespitleriyle yeni definler yapılmaktadır. 11 Temmuz da anmayı unutmayalım. Bu din, dil, ırk değil hepsinden önemlisi bir insanlık görevidir.
.
.
Bugün sizlere maalesef okuması hüzünlü ama bazı gerçekleri de görmemiz ve bilmemiz açısından oldukça önemli bir kitap ile geldim. Okuyalım, hatta imkan buldukça o bölgeleri ziyaret edelim ki