Her şey zihnimde bir düzene ve bir yere kavuştuğunda, artık hiçbir şeyi dikkate değer bulmamaya, gördüklerimi artık görmemeye başlayacağım. Çünkü görmek demek, farklılıkları algılamak demektir, farklılıklar öngörülebilir gündelik olgular halinde tekbiçimli bir nitelik kazandığında da, bakış düz ve tutunma noktaları ol mayan bir yüzey üzerinde kayıp gider
Japon istasyonlarında telaş, kargaşa, sinir harbi diye bir şey yok sanki. Yola çıkanlar, bütün hamlelerin önceden belirlendiği bir satranç tahtasına dağılır gibi dağılıyorlar. İstasyona varanlar ise, düzensizliğe mahal vermeden, yürüyen merdivenlerden akıp giden yekpare, katı, sürekli kalabalığın oluşturduğu lav akıntıları halinde sürüklenip gidiyorlar..
Bu kalede kimler yaşamıştı acaba? Bu duvarların ağırlığına hangi insanlar katlanmak zorunda kalmıştı? Kuleden kuleye bağırarak hangi cümleler edilmiş ya da şu sarnıcın hemen yanındaki basamaklarda kim bilir neler fısıldanmıştı?