“Şu hakikat hiç unutulmamalıdır ki, tevâzû ve mahviyete bürünmenin gerekli olduğu durumlarda kibre kapılıp böbürlenmek, nasıl çirkin bir tavır ise;
vâkar vasfındaki tekebbürün câiz ve hattâ lüzumlu olduğu durumlarda tevâzû göstermek de zillettir.”
“Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiçbir kimse cennete giremez.”
Müslim,Îman,148-149
(Lâkin bunun yanında,İslâm’a ve onun değerlerine karşı cürʼetkâr bir sûrette hareket eden,düşmanca tavırlar içerisine giren kâfir ve fâsıklara karşı İslâm’ın izzet ve haysiyetini muhâfaza etmek için yapılan tekebbür, makbûl sayılmıştır. Nitekim;
“Kibirliye karşı kibir, sadakadır.” buyrulmuştur.
(Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV,) Zîra böyle durumlarda bu fıtrî sermâye, yerinde, haklı ve müsbet bir sûrette kullanılmış olur. Onun ismi de artık kibir değil, “vakar” olur.
Güzel ahlâkın ayrılmaz bir parçası olan vakar, Cenâb-ı Hakk’ın sevip râzı olduğu sâlih kullarının bir vasfıdır.Nitekim âyet-i kerîmede:
“(O sâlih kullar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakâr ile (oradan) geçip giderler.”
(el-Furkân, 72) buyrulmuştur.
Şu hakikat hiç unutulmamalıdır ki, tevâzû ve mahviyete bürünmenin gerekli olduğu durumlarda kibre kapılıp böbürlenmek, nasıl çirkin bir tavır ise; vakar vasfındaki tekebbürün câiz ve hattâ lüzumlu olduğu durumlarda tevâzû göstermek de zillettir.)
(Osman Nuri Topbaş Hocaefendi)